Kayıtlar

150. yılında pertevniyalde

Resim
pertevniyalde bir gün daha geçirdim sevgili günlüğüm.. bir pilav ve aşure günü daha.. pandemiden bu yana ilk kez katıldım.. 2 sene yapılmadı zaten..  ilk duygulanımım ne mi oldu.. tabii ki özlem .. özlemişim okulumu.. aksarayın göbeğindeki şirin mi şirin lisemi.. ne güzel günlerdi ah bea.. her sabah sevinçle binip otobüse pek tabii ki Suatla (=Suadiye ile) ve heyecanla girmek o koca binaya..  bugün var ya gene aynı heyecanı duydum günlük .. 29 yıl sonra bugün de kalbim çarptı merdivenlerden çıkıp öğretmenler odasının olduğu koridordan geçerken..  insan lise arkadaşlarını görünce bir tuhaf oluyor.. yıllarınızı geçirdiğiniz, şakalar yaptığınız ve nice şeyleri paylaştığınız saf çocukları tekrar bu kez büyümüş görmek bambaşka bir duygu.. kaç lisede ya da okulda var bilmiyorum ama muhteşem bir şey..  mezuniyetten sonraki 5 ya da 6. pilav günü bir tuhaf hissetmiştim kendimi..   sanki resimler solmaya başlamıştı .. şöyle ki mezuniyetin ardından bir ya da ikinci pilav...

bir ses susar; bir alem kapanır

Resim
Bülend Özveren rahmetli oldu.. bir dönem bitti.. hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti,  sevgili günlüğüm .. her ölüm üzer beni.. ancak işini seven birinin ölümü daha fazla üzer nedense.. hani Yunus; "Bu dünyada bir nesneye, Yanar içim, göynür özüm, Yiğit iken ölenlere,  Gök ekini biçmiş gibi." der ya bir şiirinde.. ben de o misal işkolik işini seven insanların ölümü için aynını söylerim.. iş öksüz ya da yetim kalır çünkü o kişi öldüğünde.. bülend özverenin gözlerinde hep o ışığı gördüm.. televizyoncu (%49) ve radyocu (%51) olma ışığını.. işini sevme ışığını.. sahnede olma arzusunu.. c anla başla didinerek eurovisyona katmıştı ülkeyi.. neden biz de orada olmayalim diyerekten..  ilk deneme ne de netameliydi.. ülke içindeki seçim bile film çekilecek kadar karmaşıktı hani ya.. kim gidecek muhabbeti vardı.. hep ağır toplar vardı, teveccüh fazlaydı.. nilüfer şarkısı ile ilgili dedikodular yüzünden çekilmese belki de o temsil edecekti.. ya d...

benim hala ümidim var

Resim
aslına bakarsan günlüğüm, şu enerji verimliliği ile ilgili yazı geldiğinde sevindirik olmuştum .. verimlilik, etkililik, etkinlik hususlarını denetlemekti ne de olsa işimiz.. ya da bazıları için böyleydi en azından.. ve ardından tepkiler gecikmedi tabii.. giderek artan bir yeniçeri ruhu dile geldi kaotik iç denetim evreninde.. (ne evren bea marvelin evreni halt etmiş yanında😛) ve her zamanki söylemleri dalgalandı ufuklarda.. hayır bu kez “istemezük” değil onun evrim geçirmiş biçimini terennüm etti dudaklar: “bizim işimiz değil” .. ve bu arada hala 16 yıldan beri bizim işimizin ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorum ve hala anlayamadım, o da benim kalın kafalığım olsa gerek günlüğüm..  yani meslek öyle bir organik hal aldı ki uygulayanların elinde (başka bir mesleğin, uygulayıcılarına bu denli kafasına göre takılma hakkını verdiğin sanmıyorum) pozitiften ziyade negatifi tanımladılar en baştan beri güçlenerek gelen bir antiçalışmacı grup.. neyse geçen Cuma konuyla ilgili bir eğitim ge...

ayten alpmanı dinlemek, ayten alpmanla dinlemek

Resim
ayten alpmanı dinlemek.. insanı alıp götüren bir buluta binmek gibi. . kendine has ses rengiyle öyle içten öyle yakın.. yakın ancak hep bir mesafeyi de hissettiren.. saygı uyandıran.. kendisi ile ilk tanışmam aliye adlı dizide ben varım adlı şarkısının dizi müziği olmasına uzanır.. ne şarkıydı ama.. hele alpmanın “zaman durdu sanki beklerken seni; ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi” diye yükseldiği yer var ki müthiş, tüyleri diken diken eden.. ve bir kent hikayesi tıpkı diğer şarkılarında olduğu gibi.. modern zamanlar için yazılmış aşk hikayeleri alpmanın şarkıları, kentli insanın şarkıları.. “korkmam artık sen varsın” bir meydan okuma sanki yalnızlığa.. ben böyleyim de de aynı öyküyü sürdürüyor.. “üzgünüm mutlu yıllarım için🎵” derken ki ironik söyleyişi ağzımda kekremsi bir tat bırakıyor.. ben böyleyim diyor sanatçı bunu söylerken de yine bireyselleşmiş kentli insanın yalnızlığına vurgu yapıyor.. nitekim tek başına da bu yalnızlık bir tık daha artıyor sanki.. pişmanlık, ara...

"benim üniversitem"

Resim
geçenlerde rektörlükteki kahvaltıda şeyi düşündüm günlük.. üniversite nasıl olmalı?.. ya da boş ver nasıl olmalıyı da kafamda üniversite deyince ne canlanıyor? idari anlamda konuşacam tabii   ki.. akademik olarak daha yetkin, etkin ve alleme kişilikler konuşabilir.. sözü onlara bırakacağım müsaadenle. . konuya dönersek şöyle ki kafamdaki imaj oldukça otarşik ..  biraz komik bir girizgah olacak ama salonun duvarındaki üniversite armalı saat, tabaklardaki, tuzluklardaki armalar küçük ama önemli ayrıntılar bence.. buradan yola çıkarak –ve gorkiden ödünç alarak- benim üniversitem her şeyi kendi yapabilen bir organizasyon.. en önemli işlevi olan bilgi ve fikir üretiminden, imalata, oradan sanata.. her şeyini başka hiçbir beşeri güç ve organizasyona muhtaç olmadan yapabilen bir yapı..  kıdemli memurlar anlatır zaman zaman dinlerim.. eskiden üniversitede atölyeler varmış ve ihtiyaçlar buradan karşılanırmış.. sıraysa sıra.. masaysa masa yapılırmış.. yine prototip düzeyde olsa da...

ananemin bilgeliği

Resim
şimdilerde çok bilgi var günlük.. big data dedikleri şey yani.. böylesi ıspanaklı ifadelerle tezyin ediyorlar abidik gubidik işleri.. big data boş data aslında .. ya da kafa karıştırıcı data en azından.. ve bu en çok da sağlık sektöründe ve yeme içme konusunda tezahür ediyor.. dedikleri ile amel edilmesi oldukça güç.. bi yumurta tehlikeli diyorlar bi en önemli gıda.. tereyağı bazen zehir oluyor bazense hayat iksiri.. meyve kötüleniyor.. hele baklava hele tatlı hele ekmek hepsi yasaklanıyor çoğu kez..  ve işte tam da bu esnada eski insanların bilgeliği aklıma geliyor ve onların en son temsilcisi 6 yıl önce bugün ebediyete uğurladığımız ananemi hatırlıyorum.. hayatı boyunca kronik bir rahatsızlığı –romatizma hariç- olmadan yaşayan kısmetli kişilerden.. onunla çok vakit geçirmiş biri olarak gözlemlerim neticesinde bu durumun tek kelimeyle özetlenebileceğine kani oldum: ölçülülük .. evet ananem hiç öyle diyet falan yapmazdı, abidik gubidik uzmanlara pirim vermezdi.. hata o tür açıklama...

Fatihe dönmek ben geldim diyerek

Resim
insanı çeker fatih kendine.. 🎵 uzaklaşmış olsan bile hayat gailesiyle.. ve şaşalı yeni semtlerin ışıkları kısa bir süre başını döndürmüş olsa bile.. sarhoşluk uzun soluklu değildir keza.. ambalajdır, kaplamadır ve solgundur oralar.. soğuktur.. önce biraz sever gibi olursun, hoşuna gider gibi olur.. ama bir huzursuzluk kaplar içini.. fatihten ayrı olmanın huzursuzluğu..😟 bir eksik ararsın ve sonunda bulursun.. ayakların seni fatihe götürmektedir..😊 bir de bakarsın ki fevzi paşadasındır, malta çarşısında, iskenderpaşanın o dapdar sokaklarında, birbirine yaslanmış sıkı dostlar gibi olan süleymaniye evlerinde.. vefada, akdeniz caddesinde, akşemsettinde, yenibahçede, topkapı yokuşunda.. işte o an için huzurla dolar çünkü eve gelmişsindir. . ben geldim demenin coşkusunu yaşarsın.. hayata inat ben geldim.. akan aksın geçen geçsin.. onlar yeni semtler kursunlar, akıllı evleri, havuzları olsun dimdik ayakta durmanın isyanıdır, diretmişliğidir ben geldim demek.. f...