Kayıtlar

Gece Vardiyası: Akdeniz Karadeniz Karneleri İsteriz

Resim
Eskiden her şeyin ayrı bir tadı mı vardı günlük...  Yoksa ben yaşlandığım için mi aynı tadı alamıyorum? Bu soruyu geçen cuma günü kendime sordum.  Karne günüydü.  Okullar kapanmış... Yaz tatili başlamış...  Çocuklar karnelerine kavuşmuştu. Ancak heyhat... Hazandı benim için sanki.  Bir neşe yoktu etrafta.  Bir dönem sonu muhasebesi yoktu.  Bir bekleyiş...  Bir heyecan...  Bir telaş...  Hiçbiri... Sonra kendi çocukluğumu düşündüm.  Önce Topkapı'daki Mehmet Bey İlkokulu'nu...  Sonra Pertevniyal günlerimi...  Karne günü bambaşkaydı bizim ev için.  Karne çok iyi de olsa...  Biraz kırık da olsa...  Hiç fark etmezdi.  O günün kendisi bayramdı . Sabah erkenden kalkılır... Özenle  giyinilir...  Evden çıkılırdı.  Son derste ise gözümüz hep öğretmende olurdu.  Karneleri beklerdik.  Ama o bekleyiş de başlı başına bir törendi . "Yetişmedi..."  "Henüz gelmedi..."  "Bugün  veri...

Denetim Günlükleri: Denetçinin Hit Raporu

Resim
Ses sanatçılarını düşündüm geçenlerde günlük... Yükselip, nihayet kendi zirvesine ulaşıp sonra yavaş yavaş inişe geçmeleri çok dikkatimi celp etti. 😧 Önce bir çıkış trendi... Sonra onları zirveye taşıyan parçalar... Ve nihayet gerileyiş... Ardından da anılarla hemhal olup çıktıkları programlarda hep eski, hep hit olmuş o şarkıları söylemeleri... Genelde "nostalji kuşağı" adı altında tabii... Şanslı olanları ise yeni bir şarkıcının yıllar önce hit olmuş eserini coverlamasıyla bir müddet daha zihinlerde kalabiliyor. Tarihe damga vurmuş hemen her sanatçının böyle bir iki hiti vardır. Dillere pelesenk olmuş... Düğünlerde, minibüslerde, radyolarda yıllarca terennüm edilmiş... Mesela Ümit Besen'in Nikâh Masası ... Cengiz Kurtoğlu'nun Duvardaki Resim ... Yoncimik'in Bandıra Bandıra 'sı... 😉 Mustafa Sandal'ın Araba 'sı... Tayfun'un Hadi Yine İyisin 'i... Hakan Peker'in Hey Corç Versene Borcu 'su... Burak Kut'un Benimle Oynama 'sı...  ...

Gece Vardiyası: Selam Baba

Resim
Selam baba ... Bugün babalar günüymüş. Ben de kutlamaya geldim yanına.. Eskisi gibi değil tabii... Bu kez çay yoktu.. Elini öpmek de ve bir şeyler anlatan sesin de... Sadece sessizlik vardı. Ve mezarlıklara mahsus o tuhaf sükûnet... Dönerken düşündüm de... Bugün hikâyenin başladığı yerden de iki kere geçtim Topkapı'daki Şeyhülislam Sokak 'tan... Hani şu her şeyin başladığı yerden... İnsan bazı sokaklardan geçerken yürümüyor aslında. Hatıralarının içinden geçiyor. Ben de biraz öyle yaptım galiba. Çocukluğumdan geçtim. Gençliğimden geçtim. Senin sesinden geçtim. Bir de fark ettim ki baba... İnsan yaş aldıkça babasını daha iyi anlıyor. hani bir klişe vardır: Çocukken güçlü buluyor. Gençken eleştiriyor. Biraz daha büyüyünce hak veriyor. Ama en önemlisi de şu ki sonra bir gün geliyor... Soracağı sorular birikiyor. Ama soracak adam kalmıyor . Bugün mezarın başında en çok bunu düşündüm. İnsan kayıplarına alışıyor diyorlar. Bence alışmıyor. Sadece yokluklarını hayatın içine yerleştirm...

Meslek Dışarıdan Nasıl Görünüyor? Ne Ara Pompacı Oldum?

Resim
Meslek dışarıdan nasıl görülüyor diye düşünürüm bazı zamanlar günlük... Acaba bizi nasıl algılıyorlar diye... İnsan kendi mesleğinin içinde yaşayınca bazı şeyleri normal kabul ediyor. Ama dışarıdan bakınca manzara bambaşka olabiliyor. Askere iç denetçi olduktan sonra gitmek nasip olmuştu. Usta birliğine ilk geldiğim gün bölük komutanı (K), herkese yaptığı gibi bana da ne iş yaptığımı sordu. Aramızda geçen diyalog aşağıdadır: K: Ne iş yapıyorsun sivilde? B: İç denetçi... K: Hımmm... Yani müfettiş gibi bir şey mi? B: Yanii... şey... denetim filan... İç denetçi... Sizde de var aslında komutanım. Hatta biz iç denetçi eğitimindeyken Jandarma ve MSB iç denetçileriyle birlikteydik... K: Bildim bildim... Şeyi diyorsun sen... B: Evet komutanım. K: Tamam da... Heaa... (Burada kısa bir sessizlik oldu.) K: Ne yaptırsak sana? B: ?!! K: Pompacılık yapabilir misin? Burada yakıt deposu var. Orada yani... B: Yani... bilemedim... K: (Telefonla ayniyat saymanını arayarak) Baksana, burada iç...

Korunan Ruhsuz Kişisel Veriler: Ne Çekiyon Kardeşiğm?

Resim
Selam günlük... Şu kişisel verilerin korunması olayı hakkında tam olarak aklıma yatmayan şeyler var. İlk evvela zaten bu veriler düzenlemeden önce de bir şekilde kayıtlıydı. Yani bizim veriler işlenmişti zaten. 😉 Hatta zaman zaman pis günahları boynuna satılıyordu bile. Ki öyle olmasa, hayatta eşiğinden geçmediğim, suyunu içmediğim şirketler bana telefon edip bir şeyler kakalamak için rahatsız etmezlerdi. İkinci olarak pek çok kurum ya da kuruluşun sitesine girince çıkan o meşhur: "Huuu... kişisel verini alıp, ütüleyip katlayıp saklayacağız, kabul ediyon mu?" ekranı var ya... İşte o beni hasta ediyor. Neden dersen... Normalde kabul etmemek gibi bir şansın yok. "Kabul etmiyorum."  de.  Bakalım ilerleyebiliyor musun? İlerleyemiyorsun. Ya da ekranın yarısını kaplayan o pencere yüzünden altta ne yazdığını okuyamıyorsun. 😡 Halbusemki 😀💥 benim bildiğim, hizmetten yararlanmanın rızaya bağlanması pek de öyle makbul bir iş değil. Neyse... Benim asıl konuşmak istediğim ko...

Denetim Günlükleri: Fayol'a Karşı Şartname

Uzuuunn yıllar önce günlük... Üstatla birlikte önemli bir denetim sürecinde şartnameyi hazırlayan mühendis ile görüşmemiz iktiza etmişti. Neyse... Soracağımız soruları hazırlayıp kendisini mekanımıza davet ettik. Hoş geldin, beş gittin... Havadan sudan konuştuk... Çaylar içildi... Sonra sadede geldik. Mühendis bey başlangıçta sorularımıza gayet net cevaplar veriyordu. Hatta içimden: "Bugün işimiz kolay bitecek galiba." diye geçirdiğimi hatırlıyorum. Amma velakin... Vakit ilerledikçe cevaplar dairevi bir mahiyet arz etmeye başladı. Bir soru soruyoruz... Cevap başka yere gidiyor... Oradan başka yere... Sonra bir bakıyoruz başladığımız yere geri dönmüşüz. Adeta kurumsal bir dönel kavşak 😄 Nihayet üstat dayanamadı. Şöyle bir soru sordu: "X Bey, şartnamede yüklenici ile haberleşme yazılı olur diye hüküm olmasına rağmen siz bütün iletişimi sözlü yürütmüşsünüz. Bu nasıl oldu?" Açıkçası ben de cevabı merak ediyordum. Ama beklediğimiz cevap gelmedi. X Bey konuyu biraz dolaş...

Emeklilikte Kendine Takılanlar 1: Hobisiz Yaşlılar Ülkesi

Resim
Memlekette yaşlılık da zor be günlük... Hobisiz yaşlılar ülkesi çünkü bizim memleket... Hara güre süren bir yaşamın sonuna erme şansına nail olduysa bizim ehtiyarlar, içlerini garip bir boşluk kaplayıveriyor. Gençliğinde bir hobisi, yapmayı hedeflediği ve daha da önemlisi küçük küçük yaptığı şeyler varsa ne ala... Ama çoğunda yok. O vakit de kapkara bir boşluk çöküyor insanın üzerine. Kadınlar bir nebze daha avantajlı sanki... Keza dışarıdaki işlerinden emekli olsalar bile ev hanımlığından emekli olmak mümkün olmadığından oyalanacak bir şeyler buluyorlar. Yine bunun yanı sıra kadınların altın günü, platin günü, bitcoin günü gibi değişik günleri erkeklere oranla daha fazla olduğundan sosyalliklerini (sosyal ağlar teorisine de selam çakalım bu vesileyle 😄) emeklilikte de sürdürebiliyorlar. Bir de anane-babane olarak açtıkları ve vergi kaynağını aşındırarak vergi ziyaına sebebiyet veren kaçak kreşleri zikredebiliriz bu bağlamda... Gerçi bunlar da tam örnek sayılmaz. Yani hiçbiri bir hobi...