Kayıtlar

Denetim Günlükleri: Denetim Bir Sanattır

Resim
Merhaba günlük... Bugün seninle iç denetimin sanatsal boyutu üzerine söyleşmek istiyorum... Tarihsel süreç içinde denetim olgusu farklı analojilerle ilintilendirilmiştir... Denetimi haksızla haklıyı ayırma bağlamında ele alan “kahramanlaştırma” görüşü ... Denetimi bir makine gibi gören ve “iyi bir organizasyon saat gibi işler, iyi tasarlanmıştır ve etkin bir şekilde faaliyet gösterir” şeklinde özetlenebilecek “sistem görüşü” vb... Ancak bunlar hep dışavurumsal bir algılamanın ortaya koyduğu tanımlamalar olduğundan yetersizdir kanımca... Çünkü denetimi dışarıdan tarif ederler... Denetçi ne yapar? Hatalıyı bulur... Doğruyu yanlıştan ayırır... Sistemin çarklarının düzgün çalışıp çalışmadığına bakar... E iyi de günlük, iç denetçi bundan mı ibarettir?.. Şu anda iç denetimin diğer denetim tiplerinden farklılığını ortaya koyabilmek için yapılması gereken, denetimi bir sanat olarak görebilmektir bence... “Denetim bir sanattır ve biz de birer sanatçıyız...” İddialı mı oldu?.. O...

Gece Vardiyası: Streslenmek Güzeldir!

Resim
Son dönemlerin moda sloganı “sınav stresini yenmek” ... Peki acaba sınav bu kadar kötü bir şey mi? Ya da sınavdan kaçınılabilir mi? diye soruyor insan... Hayatın kendisi başlı başına bir sınav... Bu dünyaya sınav için gönderildik... Sınav taa ana rahminde başlıyor ve kazanan hücre zigotu oluşturuyor. Sonra anne karnı bir sınav yeri... Vücudun bir başka beden içinde var olma sınavı... Ardından dünyaya geliş... Ağlayarak, acı çekerek... Ve anneden ilk ayrılışın elemini duyarak yaşanan bir sınav... Ardından yemek yeme sınavı... Müthiş bir mücadele bebeğin memeyi araması... Ve ardından yürümeye, konuşmaya çalışma... Evlilik bir sınav sonra... Akraba ve arkadaşlarla ilişkiler... İşteki tutumlar ya da ekonomik güçlükler karşısında kendin olma sınavı ... Ve en önemlisi de nefsimize rağmen insan olma mücadelesi başlı başına bir sınav... Ve gelelim strese... Hiç mi olmayacak yani hayatımızda? “Aman benim çocuğum böyle streslerden uzak kalsın... Üzülmesin, büzülmesin...” anlayışı ...

Denetim Günlükleri: Denetçi Eli!

Resim
Denetçi eli diye bir şey var sevgili günlük... Denetçinin kötüyü çeken eli... Ve kesinlikle rastlantı filan da değildir. Bir çuval dolusu evrak alırsın ve seçtiğin örneklem genellikle problemli olanlardır. Bu belki de “el vererek/el alarak” üstattan çırağa geçen bir haslet... Yani şimdiki uygulamalar gibi yok en küçük kareler, yok ki-kare testi, şu bu değil... Doğrudan aktarımla geçen bir beceridir. 😎 Gerçi bazen denetim talihsizliği de olur. Misal bir mal müdürlüğü denetiminde üstadın veznedara hitaben: “Senin vergi iade fişlerine bakacağım. O doğru ise tüm ilçeninkiler de doğrudur... Ya da tam tersi.” dediği bir olayı hatırlıyorum. Vergi iade fişi eskiden olan bir uygulamaydı bu arada... Ve şimdi asgari geçim indiriminin bunun yerini aldığı sanılıyor. Neyse... Üstat şıpatanaktan veznedarınkinde bir hata bulmuştu. Veznedar kızardı... Bozardı... Üstat ise durur mu? “Tamam o zaman...” deyip bütün ilçenin evrakını incelemeye koyuldu. Ve fakat... Tek bir hata bile bulam...

Öğrencimin Kitabımı Okumak: Demir Kırat

Resim
Bazı kitapların insan için hikâyesi daha kapağını açmadan başlıyor. Demir Kırat benim için öyle bir kitap… Yazarı Mertcan Abbasoğlu, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünden eski öğrencim. Yıllar sonra kendi yazdığı kitabı bana hediye etti. Bir hocanın eski öğrencisinin yazdığı kitabı eline almasının nasıl bir duygu olduğunu daha önce pek düşünmemiştim doğrusu. Okumaya başlayınca ister istemez öğrencilik yıllarına gittim. Mertcan ödevlere uzun cevaplar verirdi. Bildiğini anlatmayı severdi. Belki de bildiği hiçbir şeyi dışarıda bırakmamayı severdi desem daha doğru olacak. Ben de sık sık uyarırdım: “Mertcan, biraz daha kısa yaz…” Yıllar geçti. Mertcan bana bir roman hediye etti. Okurken gördüm ki bazı alışkanlıklar kolay değişmiyor. 😊 Uzun cümleleri hâlâ seviyor. Bazı olaylarda ayrıntıya da fazlaca giriyor. Birkaç yerde eski hocası olarak içimden yine “Mertcan, biraz kısalt…” dediğim oldu. Ama bu kez elimde bir ödev/sınav kağıdı değil, Demir...

Denetim Günlükleri: Kriterin Ne Günlüğüm?

Resim
Kriterin ne günlüğüm?.. Evet, hayatın her alanında önemli olan bu husus, iç denetimde bir ayrı önemli kanımca. Bildiğin üzre bizim raporlarda “kriter” diye bir bölüm var. Eskiden muaassseeebe denetmeni iken de adını anmadan da olsa yine belirtiyorduk kriteri hani... “Falanca Kanunda şöle şöle deniyor...” “Bilmem ne adlı Tebliğin... hükmü gereğince...” “Tebliğin şu bu ifadesince...” şeklinde uzuuuun uzun anlatıverdiğimiz... Sonra modifiye ettiler yeni meslek mucibince... Ve dahi hususi bir bölüm açtılar. Hemi de “Kriter” başlıklı... Evvelleri yine bu bölümü uzuuun uzuuun yazdık, doldurduk. Elimizi korkak alıştırmadık. Adeta mevzuatla dövdük denetleneni. Ancak çok geçmeden eleştiriler geldi okurlardan: “Yahu kardeşim çok uzun yazıyonuz, sıkıcı oluyor...” yollu... Bunun üzerine “müşteri her zaman haklıdır” fehvasınca çeki düzen verdik kendimize. Misal memleketin en sevimli iç denetim birimi olaraktan bir toplandık, pir toplandık... Karar verdik. Bundan kelli kriteri köküne kadar yazmaya...

Kum Bitti, Toplantı Bitmedi...

Resim
"Vakit nakittir... Vakit, nakitten de kıymetlidir..." Zamanın değerini vurgulayan böyle epey bir arka planımız bulunmakla birlikte, söylem-eylem birlikteliğimiz maalesef yok günlük! En önemli zaman kayıplarımızdan biri ise... Toplantılar... Toplantı yönetimiyle ilgili püf noktaları anlatan çok sayıda kitap yazılmış durumda. Eğitimler veriliyor, teknikler anlatılıyor, yöntemler geliştiriliyor... Buna rağmen saatlerce süren, gerekli gereksiz çok sayıda insanın katıldığı toplantılar yapmayı sürdürüyoruz. Deneyimlerimden hareketle şunu kesinlikle söyleyebilirim ki günlük: Bir iş yerinde toplantılar ne kadar uzun sürüyor ve ne kadar fazla katılımcı içeriyorsa, o toplantıdan bir cacık olmaz. Bu gözler neler gördü... Uzayan toplantılarda acıkıp çantasından çıkardığı elmasını kemirenler... Sıkılıp şekerleme yapan ve bunu abartarak “haaaaa” şeklinde derin bir nefesle daldığı kuyudan çıkanlar... “Benim burada ne işim var?” gibisinden etrafına garip garip gülücükler dağıtanlar... Sıkılı...

Gece Vardiyası: Mavi de Değil, Kırmızı da...

Resim
Merhaba günlüğüm... Seninle biraz hasbihal edelim. Bu kez biraz enfüsi tarafı irdelemek istiyorum. Belki çok da enfüsi bulmazsın ve dalga geçersin... Ancak benim için öyle. Neyse... Bu kadar girizgâhın ardından konuya "şey edivereyim"... Üniversiteye giderkene nedense liberal fikirlere sahiptim fazlasıyla. Çok koyuydum hani... İktisat fakültesinde, üstelik kamuda okurken, oldukça tuhaf bir şekilde liberal ekonomiyi savunuyordum. Şikago Okulu'ndan Friedman'ın kitaplarından alıntıları defterlerimin kapaklarına filan yazacak derecede hani... Tabii o zamanlar Pinochet'yi desteklediğini, diktatör de olsa liberal birini tercih edeceğini söylediğini bilmiyordum. Çünkü şimdiki çocuklar gibi internet parmağımın ucunda değildi... 😔 Özellikle merkez bankası hakkında söyledikleri hoşuma giderdi. "Enflasyon her yerde ve her zaman sadece parasal bir olgudur." cümlesine hastaydım. Sonra Hayek'in The Road to Serfdom adlı eseri ile Nobel Ödülü'ne u...