Kayıtlar

Denetim Günlükleri: Veri, Denetçinin Yoğurdu

Resim
Sevgili günlük, bizim bu audit işinde en mühim şey data , yaaaani veridir . Çoğu kez denetlenenler yahut yöneticiler, “Bu veriyi nereden buldunuz?” diye veri madenciliğimize hayret ediverirler de şaşırır kalırlar. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi — bu da ne demekse artık, o vakit her yiğidin karpuz yiyişi, mantı yiyişi vb. de olabilir — her denetçinin de veri toplama tekniği farklıdır. Bu az çok denetim türüne göre de değişir elbette. Farzı misal müfettiş belki biraz daha asosyal bir tutum sergilerken, iç denetçi kişisinde sosyallik oldukça yoğundur. Yani kişisel özellikler de işin içine girer. Çok sayıda üstadın rahle-i tedrisatından geçmiş biri olarak oldukça farklı kanıt edinme teknikleri gördüm diyebilirim. (Bunlar ayrı bir yazı konusu tabii.) Bazı denetçi iğneyle kuyu kazar . Milletle çok az iletişim kurar, her şeyi belge incelemesi suretiyle tespite yönelir. Buna karşılık kimi üstat da bilgiyi sosyal ilişkileri sayesinde edinir. Ben ikinci grubun — tecrübeli olmak k...

Mesleğe Yerleşmek-1: “Siz Sayıştay’dan mı Geldiniz Hocam?”

Resim
İç denetçi olarak ilk atandığımızda üniversite çalışanları için tam bir muamma idik. En alttan en üst düzeye kadar. Sayıştaycıyı bilen, maliyeciyi tanıyan ve onların gelip gitmesine alışkın bir yapı için; hiç gitmeyen ve hep kalan bir denetim birimi… Oldukça yabancıydı. Belki de saçmaydı 😛 Odamızı tefriş etmeye çalışan kampüs amiri durup durup: “Siz Sayıştay’dan geldiniz de mi hocam?” diye soruyordu. Bir ihtiyacımız –mesela telefon ahizesi– gerektiğinde arayıp karşı tarafa: “Sayıştaycı hocalara telefon getirin 'oğulım'.” diyordu. Gel gör ki biz bir türlü gitmek bilmiyorduk. Ve bu durum herkesin gözüne batmaya başlamıştı. Öyle ya… Sayıştaycı dediğin bu kadar kalmazdı ki. Nihayet bir gün yeni bir ihtimal geliştirildi: “Siz Danıştaycısınız değil mi hocam?” Artık yorulduğumdan mıdır, illa bir “tay”la ilişkilendirilmekten bunaldığımdan mıdır bilmem; kısık ve tükenen bir sesle: “Hayır 'içjj' denetçiyim… kazık çakmaya pardon kuruma değer katmaya geldim…” diye sayıklamaya başl...

Denetim Günlükleri: “Plan Değil Pilav Lazım” Meselesi

Resim
“Nitekim bize plan değil pilav lazım” anlayışı her yerde ve her daim geçerli galiba sevgili günlük... Mesleğimizle ne alakası var dediğini duyar gibiyim — hemi de kaşlarını çataraktan 😀 Tabii madem iç denetçiysek hep iç denetimden söz etmeliyiz. Durmadan. Yorulmadan. İyi günde kötü günde. Bir yol bulmalıyız konuyu iç denetime getirecek. Tamam, dur… Bu konu dahi iç denetimle ilgili. Keza: Bir iç denetçiyi program hazırlama sürecinde en fazla yoran alt başlıklardan biri planlama aşaması dır. Uygulamamız gereğince 3 yıllık olarak hazırlanan planların gerçekçiliği ise acayip su götürür mahiyettedir. Sistem bir noktada karşına devasa bir denetlenecek faaliyetler ve birimler haritası koyuveriyor… Sonra da seni onunla baş başa bırakıp çekip gidiyor adeta. Nelere şahit oldum… Doğru düzgün tanımlama ve gruplama yapılmadığından -havaalanlarındaki anonsçu kadın tonlamasıyla – “202X yılı için 42 iç denetçiye ihtiyacınız var.” diyen programlar gördüm. En dumura uğratıcı olanı buydu. Bunun ortaya ...

Denetim günlükleri: bulguya itirazın nedenleri

Resim
Bulguya karşı direnç üzerinde durmak istiyorum sevgili günlük… Biraz empati yapasım geldi nedense. Acaba neden bulguya direnç gösterilir? Çoğu kez her şey ayan beyan belli olsa da hangi sebep denetleneni böyle bir davranışa yönlendirir? Gerçekten inanmamakta mıdır? Yoksa bal gibi inanmakta ve fakat yine de muhalefet mi etmektedir? Bence yüzde 99’u ikinci gruba giriyor. Peki ama neden? Asıl mesele tam da burada. Sebep çok olabilir elbette, ama ben şimdilik iki tanesi üzerinde durmak istiyorum. 1- Muhalefetin nedeni: Çaresizlik Bazen denetlenen, yazılanların doğru olduğunun farkındadır. Ama çözebilecek kudret elinde değildir. Ve çaresizlik çoğu zaman muhalefet şeklinde tezahür eder. Çünkü biz çoğu zaman “süreç” denetleriz. Oysa süreç o birimde başlayıp bitmez. Birçok birimi yataylamasına keser. Süreç bilinci oturmadığında — ki bu iç kontrol zafiyetinin bir numaralı göstergesidir — herkes olayın kendi dışındaki birimlerden kaynaklandığını düşünür. Çoğu zaman da haklıdır. Böyle olunca ne o...

"Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına" Üzerine: Aydın, Terakki ve Kopuş

Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına*, Azra Erhat’ın düşünce tarihine bakışını açık, yer yer sert ama tutarlı bir çizgide ortaya koyan önemli bir deneme kitabıdır. Erhat, Mustafa Kemal’in Osmanlı münevverini eleştirirken imparatorluğu homojen bir yapı olarak değil, Müslüman–Hristiyan ayrımı üzerinden ilerleyen çatışmalı bir toplumsal düzen olarak gördüğünü vurgular ve geri kalmışlığın temel nedenini “terakkiye ayak uyduramama”da bulur. Tanzimat’tan Jön Türklere uzanan çizgide aydınların halka ulaşamamasını, dili ve düşünceyi sadeleştirememesini, Batılı kavramları tarihsel ve toplumsal bağlamdan kopuk biçimde aktarmasını eleştirel bir gözle değerlendirir. Kitabın güçlü yanı, Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık, sınıf yapısı ve millet anlayışını tarihsel örneklerle ilişkilendirerek açıklamasıdır; zayıf yanı ise bazı yargıların genelleştirmeye açık olmasıdır. Buna rağmen eser, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte “aydın” sorununun kökenlerini anlamak isteyenler için hâlâ ufuk açıcı ve tartışmaya ...