Kayıtlar

Araya Bir Hafta Sonu Girmiş Gibi

Resim
Bugün sanki okuldaydık günlük... Ama bu defa ders yoktu. Sınav yoktu. Yoklama da alınmadı. Gerçi yoklama alınsa fena olmazdı. Zira bazı arkadaşlarımızı tanımak için isimlerini söylemelerini beklemek durumunda kaldık. 😛 Pertevniyal 1994 mezunları olarak Rumeli Hisarı Kafe'de buluştuk. Kahvaltı bahaneydi tabii... Asıl mesele birbirimizi görmekti. Daha kapıdan girerken başladı o tanıdık telaş... Sarılmalar... El sıkışmalar... “Vay beaa, sen misin?” “Hiç değişmemişsin!” Bu sonuncusu bizim yaşlarda biraz nezaket cümlesi sayılır günlük... 😁 Çünkü değişmişiz. Hem de nasıl... Kimin saçları beyazlamış, kimin saçları biraz seyrelmiş, kimin yüzüne yıllar birkaç çizgi bırakmış... Ama bir tuhaflık vardı. Yüzler değişmişti de gözler değişmemişti. O gülen gözler... Aksaray'daki Valde Mektebi'nin koridorlarında birbirimize baktığımız gözlerdi sanki. Birini tanımakta zorlanıyorsun mesela... Sonra gülüyor. Hah, diyorsun... İşte bu bizimki! Meğer yıllar yüzüne dokunmuş da gülüşüne pek ilişe...

Denetçinin Son Kullanma Tarihi Olur mu Günlük?

Resim
Selamlar günlük... İnsan mesleğinin ilk yıllarında daha mı cesur oluyor acaba? Yoksa yıllar geçtikçe tehlikeleri daha iyi gördüğünden mi temkinli davranmaya başlıyor? Geçenlerde bunu düşündüm. Mesleğin ilk yılları geldi gözümün önüne. Öyle anılar var ki bugün hatırladıkça kendi kendime, “Yahu ben bunları nasıl yapmışım?” diyorum. Mesela bir soruşturmada, aradığımız delillerin falanca muhitteki falanca dükkânın bodrumunda bulunduğunu öğrenmiştim. Ne yaptım dersin günlük? Tek başıma gittim! Ne yanımda birisi var ne de aklımda başıma bir iş gelebileceği ihtimali... Sanki bodrumda delil değil de çocukluğumdan kalma misketlerimi arayacağım. Bir başka soruşturmada, silah çektiği iddia edilen bir memurla karşı karşıyaydım. Adamın silahı varmış, çekmiş mi çekmemiş mi, mesele bu. Ben ne dedim? “Göster silahını bakacağım!” Aboooovvv! Sanki silah değil, yeni aldığı kol saatini gösterecek! Tabii bunda biraz da Topkapı çocuğu olmamın payı vardır. Bizim oralarda insan, korktuğunu belli etmemeyi baze...

Denetim Günlükler: Big Pardon Boş Data

Resim
 Selamlar günlük... Geçenlerde iç denetim ofisimdeki arşivimi düzenlemeye karar verdim. Bir de ne göreyim! Katıldığım eğitimlerden getirdiğim ders notları, seminer dokümanları, sunum çıktıları ve bilumum mesleki neşriyat külliyetli bir hacim kaplıyor. Üstelik çoğunun kapağını bir kere bile açmamışım! Birini elime aldım. Şöyle bir karıştırdım... Tertemiz! Sanırsın matbaadan dün çıkmış. Derken hayalen katıldığım eğitimlere gittim günlük... Ah o eğitimler... Daha eğitim başlamadan ilk sorumuz hazırdı: “Üstadım, notlar dağıtılacak mı?” Not mühimdi. Hatta bazen eğitimden bile mühimdi! Dağıtılan notları toplama, derleme, saklama telaşımızı hatırladım. Ertesi gün yerinde bulamayız diye otellerde oda oda gezdirmelerimizi... Sanki gece yarısı birileri eğitim salonunu basıp Risk Esaslı Denetim Planlaması notlarını kaçıracak! Bir de dönüşte kapanmayan valizlerimiz vardı. Notları tıkabasa doldurur, sonra valizin üzerine oturup fermuarı çekmeye çalışırdık. “Üstadım biraz bastır!” “Bastırıyorum...

Muhtarlar da Geçer Hayatımızdan Günlük

Resim
Selamlar günlük... Bu hafta Muhtarlar Günü münasebetiyle muhtarları yazayım dedim. Yüksek müsaadenle... Muhtarlık, İkinci Mahmut'tan beridir mülki idare teşkilatımızda yer alır. Ve bendeki yeri de çağrışımı da pek derindir. Küçük bir çocukken Topkapı'daki muhtarlık binası, Devleti temsil eden ilk mekân dı benim için. Muhtarlar hep kelli felli, iri yarı görünürdü gözüme. Mahallenin bilge kişisi gibi bir havaları vardı. Bir de arkalarında ihtiyar heyeti bulunurdu. Uzunca bir süre buraya seçilebilmek için mutlaka ihtiyar olmak gerektiğini düşünmüştüm. Kelime karşılıklıklarım bununla sınırlı değildi güççükene... Misal, Edison ile Ediz Hun'u da karıştırırdım hep. Bravo adama beaa... Hem ampulü bulmuş hem de film çeviriyor, diye gıptaylan bakardım. 😁 Bir de Yeşilçam'ın köy muhtarları ( Metin Erksanınkiler acayip şiveliydi ) vardı tabii günlük... Onlar bizim şehirdeki muhtarlara pek benzemezdi. Kahvenin başköşesine kurulur, önlerine bir çay söyler, köyün bütün meselelerine ...

İDKK'dan beklentim

Resim
Selamlar günlük... Bugün de İDKK'nın yapması gerekenleri yazayım dedim... Yüksek müsaadenle... Eh şimdi sen diyeceksin ki “Bir o mu kaldı? Kapsamlı bir yapısı mı var ki İDKK'dan bir şeyler talep edeceksin?” Yooo... Bunu asla kabul etmem. Bir umudun somutlaşmış hâlidir benim gözümde İDKK... Ne zaman aklıma gelse burnumun direği sızlar. Mesleğe ilk atanmamız... Sonra bizi eğitim için Ankara'ya çağırışı... Ki bizden sonrakilere çok daha âlicenap davranıp Antalya'da da eğitim vermişti ya, neyse... 😛 Ve bir gün Emek'teki ofislerine ilk gidişim... Mekân önemlidir günlük... Braudel, kitaplarının medhalinde Akdeniz'i uzun uzun tasvir eder netekim. Çünkü insanın hikâyesi biraz da yaşadığı, yürüdüğü, hatırladığı mekânların hikâyesidir. İDKK da Ankara'daki en sevdiğim kutlu beldede, Emek'teydi. Kutlu belde diyorum, çünkü Muhasebe Denetmenleri fabrikası, biricik yuvamız da oradaydı. Dolayısıyla İDKK, daha kapısından girmeden kalbimi fethetmişti. 😁 Bir de bizi karş...

Resimler Solmuyor Günlük

Resim
“Kalbimizde çarpıntı, gönlümüzde emelsin, Yüzyıl önce kuruldun, yüzyıllara bedelsin...” Ve dün yine Pertevniyal'deydik sevgili günlüğüm... Pilav ve Aşure Günü münasebetiyle... Bu kez Maltepe'ye taşındıktan sonraki ilk pilav günümdü. Dolayısıyla yıllardır yaptığım metro yolculuğunun yerini Marmaray almıştı. Yol değişmişti yani günlük... Ama heyecan aynıydı. Otuz iki yıl olmuş mezun olalı. Dile kolay beaa... İnsan otuz iki yılda neler değiştiriyor hayatında. Evler, işler, alışkanlıklar, saçların rengi... Tabii kalanlar için söylüyorum. 😛 Ama Pertevniyal'e giderken duyduğum o tuhaf heyecan değişmiyor. Yine o heybetli bina... Yine öğretmenler odasının koridoru... Yine bahçeye inen dar merdiven... Ve yine sessiz avlusunu dolduran gürültücü öğrenciler... Evet, öğrenciler... Çünkü kaç yaşına gelirsek gelelim Pertevniyal'in bahçesine girince yeniden öğrenci oluyoruz. Bu kez organizasyonda görevliydim. Önceki iki pilav gününde satış reyonundayken bu y...

Denetçinin Taşınırla İmtihanı

Resim
Yıllaaaar evveldi günlük... Yine yoğun bir denetim günündeydik. Bu seferki konu, denetçilerin en sevdiği, herkesin mutlaka bir şekilde eğildiği taşınırlar idi... Taşınır kayıt sisteminin pek de etkin çalışmadığına ilişkin birtakım tespitlerimiz mevcuttu aslında. Faraza taşınır olarak kaydedilecek bir emtiaya herkes kafasına göre bir ad verebiliyordu. Misal... Kırmızı kalemi ben “kırmızı kalem” , sen “k.kalem” , öbürü “kır kalem” şeklinde sisteme girebiliyorduk. Kalem aynı kalemdi ama sistemde handiyse üç ayrı şahsiyete bürünüyordu. 😛 Yani ortada bir standart meselesi vardı. Ancak yine de anlatacağım kadar vahim bir durumla karşılaşacağımı doğrusu tahmin etmiyordum. Neyse... Mevzuyla ilgili bir test şey etmeye karar verdik. İlgili birimin taşınırcısını çağırdım. Bu unvan da bana hep komik gelmiştir doğrusu... “Haydeee, taşınırcı geldi haaanımmm!..” 😁 Neyse, taşınırcı arkadaşımıza: “Bugünkü tarih itibarıyla sistemden bir envanter al bakalım, sayacağız,” dedim. Buraya kadar her şey n...