Yayınlar

elveda Ramazan

Resim
gidiyorsun gene.. aziz misafir.. bu sene geçen yılki gibiydi yine.. hatta daha kötü.. onun için seni gereği gibi ağırlayamadık..😌 hay huyla geçti gitti iftarlar sahurlar.. günler günleri kovaladı.. ve ben hep özledim.. o görkemli karşılayışlarımızı seni.. neydi o günler bea.. neredeyse eve gelmezdik dışarıda iftar yapmaktan arkadaşlarla, eşle dostla, akrabalarla.. beyazıt, kadıköy, eyüpsultan, beykoz, çatladıkapı.. ve tabii ki biricik, küçücük sirkeci💓.. istanbulun misafir odası olan sirkeci-eminönü.. sirkecide iftar bambaşkaydı.. lokantalar sokağında ne de mutluyduk.. akşamın perdesi inerken sirkecide arkadaşlarla ne de neşeliydik.. biri çıkıp "ilerde bir virüs gibi bi şi çıkacak evden kafanızı çıkaramayacaksınız" dese "dayı sen ne diyon ya" deyip basardık kahkahayı.. ama bak oldu işte.. iki yıldır seni böyle karşılıyoruz.. korka korka böcek gibi pide almaya gidiyor, marketin tenha saatlerini kollamaya çalışıyoruz.. artık ne dost iftarları var ne de akraba.. he

halamın gidişi

Resim
bazı anların hayatının dönüm noktası olduğunu sonradan anlıyor insan.. bu genelde bir fotoğrafa bakarken canlanır benim zihnimde.. bir öğleden sonraydı.. bu fotoğrafı çektirdiğimizde.. senin (halamın) son on senedir dışarı çıkabildiğin ender zamanlardandı.. bizi bir yerlere götür demiştin.. beykozu tercih etmiştim.. o gün adeta tüm çocukluğumun, belki de gençliğimin son parlak günlerinden biriydi.. seninle dopdolu geçen yaklaşık 40 yılın.. yedik, içtik ve eskilerden konuştuk.. anılar bizi yalnız bırakmadı gene.. etrafımızı sımsıkı sardılar..  şimdi bu resme bakarken o anın ne müthiş bir an olduğunu hissediyorum.. resme bakınca ne mi görüyorum: bu kez roller değişmiş.. yıllarca sen elimden tutup beni bir yerlere, senin tabirinle gezmelere götürürken bu kez ben seni götürüyorum.. sahi senle ne çok gezmiştik öyle.. Çarşamba pazarı için gittiğimiz Fatih demek, biraz değil, epeyce bir sen demekti.. bir festivaldi seninle orada olmak.. pazar sonrası gittiğimiz pideci, caminin kuzey taraf

23 nisan geldi..

Resim
23 nisan bir milletin kaderindeki ciddi kırılma noktalarından biri diye düşünüyorum günlük.. bunu biraz bizim klasik davranış kalıplarımızla  da bağdaştırmıyor değilim.. her şeyin bitti sanıldığı bir anda gösterdiğimiz direnç.. geri dönüş yani.. benzerleri tarihimizde epeyce var.. ancak 23 nisanla neticelenen süreci en fazla ergenokandan çıkış öykümüze benzetiyorum.. özetle, düşmanlar tarafından hapsedildiği dağlarla çevrili bölgeden, düşmanların yok olduklarını zannettikleri bir anda ve üstelik dağı eriterek (babam demirci olduğu için bunun yeri ben de apayrıdır) çıkmalarına yani.. 23 nisan öncesindeki durum da bu destana epeyce benziyor aslında.. her şeyin bittiği sanıldığı bir anda bir avuç vatan sever Mustafa Kemal’in çevresinde bir araya geliyor.. sıkı bir yumruk gibi.. ve bu yumruk çok sert patlıyor.. arka arkaya.. önüne gelene.. bir de hoşuma giden meclis geleneğinin olması aslında günlük.. Türklerde eskiden beri bir şura kültürü var.. netekim Attila’nın bile han olmak yerine “b