Kayıtlar

Muhtarlar da Geçer Hayatımızdan Günlük

Resim
Selamlar günlük... Bu hafta Muhtarlar Günü münasebetiyle muhtarları yazayım dedim. Yüksek müsaadenle... Muhtarlık, İkinci Mahmut'tan beridir mülki idare teşkilatımızda yer alır. Ve bendeki yeri de çağrışımı da pek derindir. Küçük bir çocukken Topkapı'daki muhtarlık binası, Devleti temsil eden ilk mekân dı benim için. Muhtarlar hep kelli felli, iri yarı görünürdü gözüme. Mahallenin bilge kişisi gibi bir havaları vardı. Bir de arkalarında ihtiyar heyeti bulunurdu. Uzunca bir süre buraya seçilebilmek için mutlaka ihtiyar olmak gerektiğini düşünmüştüm. Kelime karşılıklıklarım bununla sınırlı değildi güççükene... Misal, Edison ile Ediz Hun'u da karıştırırdım hep. Bravo adama beaa... Hem ampulü bulmuş hem de film çeviriyor, diye gıptaylan bakardım. 😁 Bir de Yeşilçam'ın köy muhtarları ( Metin Erksanınkiler acayip şiveliydi ) vardı tabii günlük... Onlar bizim şehirdeki muhtarlara pek benzemezdi. Kahvenin başköşesine kurulur, önlerine bir çay söyler, köyün bütün meselelerine ...

İDKK'dan beklentim

Resim
Selamlar günlük... Bugün de İDKK'nın yapması gerekenleri yazayım dedim... Yüksek müsaadenle... Eh şimdi sen diyeceksin ki “Bir o mu kaldı? Kapsamlı bir yapısı mı var ki İDKK'dan bir şeyler talep edeceksin?” Yooo... Bunu asla kabul etmem. Bir umudun somutlaşmış hâlidir benim gözümde İDKK... Ne zaman aklıma gelse burnumun direği sızlar. Mesleğe ilk atanmamız... Sonra bizi eğitim için Ankara'ya çağırışı... Ki bizden sonrakilere çok daha âlicenap davranıp Antalya'da da eğitim vermişti ya, neyse... 😛 Ve bir gün Emek'teki ofislerine ilk gidişim... Mekân önemlidir günlük... Braudel, kitaplarının medhalinde Akdeniz'i uzun uzun tasvir eder netekim. Çünkü insanın hikâyesi biraz da yaşadığı, yürüdüğü, hatırladığı mekânların hikâyesidir. İDKK da Ankara'daki en sevdiğim kutlu beldede, Emek'teydi. Kutlu belde diyorum, çünkü Muhasebe Denetmenleri fabrikası, biricik yuvamız da oradaydı. Dolayısıyla İDKK, daha kapısından girmeden kalbimi fethetmişti. 😁 Bir de bizi karş...

Resimler Solmuyor Günlük

Resim
“Kalbimizde çarpıntı, gönlümüzde emelsin, Yüzyıl önce kuruldun, yüzyıllara bedelsin...” Ve dün yine Pertevniyal'deydik sevgili günlüğüm... Pilav ve Aşure Günü münasebetiyle... Bu kez Maltepe'ye taşındıktan sonraki ilk pilav günümdü. Dolayısıyla yıllardır yaptığım metro yolculuğunun yerini Marmaray almıştı. Yol değişmişti yani günlük... Ama heyecan aynıydı. Otuz iki yıl olmuş mezun olalı. Dile kolay beaa... İnsan otuz iki yılda neler değiştiriyor hayatında. Evler, işler, alışkanlıklar, saçların rengi... Tabii kalanlar için söylüyorum. 😛 Ama Pertevniyal'e giderken duyduğum o tuhaf heyecan değişmiyor. Yine o heybetli bina... Yine öğretmenler odasının koridoru... Yine bahçeye inen dar merdiven... Ve yine sessiz avlusunu dolduran gürültücü öğrenciler... Evet, öğrenciler... Çünkü kaç yaşına gelirsek gelelim Pertevniyal'in bahçesine girince yeniden öğrenci oluyoruz. Bu kez organizasyonda görevliydim. Önceki iki pilav gününde satış reyonundayken bu y...

Denetçinin Taşınırla İmtihanı

Resim
Yıllaaaar evveldi günlük... Yine yoğun bir denetim günündeydik. Bu seferki konu, denetçilerin en sevdiği, herkesin mutlaka bir şekilde eğildiği taşınırlar idi... Taşınır kayıt sisteminin pek de etkin çalışmadığına ilişkin birtakım tespitlerimiz mevcuttu aslında. Faraza taşınır olarak kaydedilecek bir emtiaya herkes kafasına göre bir ad verebiliyordu. Misal... Kırmızı kalemi ben “kırmızı kalem” , sen “k.kalem” , öbürü “kır kalem” şeklinde sisteme girebiliyorduk. Kalem aynı kalemdi ama sistemde handiyse üç ayrı şahsiyete bürünüyordu. 😛 Yani ortada bir standart meselesi vardı. Ancak yine de anlatacağım kadar vahim bir durumla karşılaşacağımı doğrusu tahmin etmiyordum. Neyse... Mevzuyla ilgili bir test şey etmeye karar verdik. İlgili birimin taşınırcısını çağırdım. Bu unvan da bana hep komik gelmiştir doğrusu... “Haydeee, taşınırcı geldi haaanımmm!..” 😁 Neyse, taşınırcı arkadaşımıza: “Bugünkü tarih itibarıyla sistemden bir envanter al bakalım, sayacağız,” dedim. Buraya kadar her şey n...

Şekerle Hayata Tutunmak

Resim
Geçen üniversiteye giderken Ayrılıkçeşmesi'nden minibüse bindim günlük... Araç tenhacaydı. Bir süre böyle devam ettikten sonra Murat Ay Turşucusu civarında —ki çok kıyak turşusu olup, bu anımı okuyaraktan beni ziyarete gelenlere istemeleri hâlinde bir bardak turşu suyu ısmarlamaktan büyük zevk duyacağımı buradan bildiririm 😛— minibüse orta yaşın biraz üzerinde olduğunu sandığım bir kadıncağız bindi. Elinde bir kedi taşıma kutusu vardı. Kutuyu benim yanıma bırakıverdi ve parasını ödemek için şoförün yanına yöneldi. Ben de kutuyu ve dolayısıyla içinde bulunan sevimli dostumuz kediciği düşmesin diye tuttum. Sonra eğildim... Delikli kapısından kendisine bir merhaba dedim. Kediciğin haberi var mıydı bu yeni tanışıklıktan bilmiyorum tabii. 😛 Parasını ödeyen hanım teyzemiz önce kediyi alıp arka koltuğa geçecek gibi oldu. Sonra benim kediyi sevdiğimi anlamış olacak ki vazgeçti. Yanıma oturdu. Kediciği kutusuyla beraber kucağına aldı. Ve başladı anlatmaya... “Bu benim kızım... Adı Şeker.”...

Denetim Günlükleri: Başlangıç

Evet sevgili günlük, bugün seninlen denetim sürecini biraz “konuşuk etmek” istiyorum... Bu konuyu belki biraz anlamsız olaraktan KİDEN'li  ve KİDEN'siz şeklinde ele almak mümkün... İÇDEN'le (yeni adıyla KİDEN) birlikte denetim raporlarına, süreçlerine bir standart geldiği muhakkak. Bunu teslim etmek lazım. Ammavelakin sistemin iç denetçiyi yoran bir tarafı da var: fazla kırtasiyecilik... Denetim başlatma modülünün faal kişisi başkandır. Başkan kişisi zaten hep en faal ve en yalnız adamdır ki bu başka bir yazının konusudur. 😛 Başkan ilk evvela “Denetim/Danışmanlık Seç” bölümünden başlatacağı denetimi seçer. Bu arada bu bölüm oldukça dar bir görüntüye/arayüze sahiptir. Pek de user friendly olduğu söylenemez. Handiyse denetimi seçmeden önce ekranla bir müzakere yapmak gerekir. 😛 Neyse... Denetimi seçtik. Bitmedi. Seçtiği denetime kapsam, amaç, yöntem ve hatta özel not girme görevi de başkandadır. Bunlar öyle dile kolay gelir: Kapsam... Amaç... Yöntem... İnsan okuyunca üç k...

Koruyamadığımız Ciğerpareler

Resim
Salı sabahı kahvaltı yaparkene Reşat Ekrem Koçu'nun Osmanlı Tarihinin Panoraması 'nı* okuyordum günlük... Tesadüf mü dersin, tevafuk mu... Tam da sıbyan mekteplerindeydim. Eski İstanbul'un çocukları... Küçücük minderlere oturmuşlar. Önlerinde rahleleri... Hocaları başlarında... Mahallenin içinde küçücük bir mektep... Koçu, Evliya Çelebi'den anlatıyor. Bir yerde çocuklardan “ciğerpare” diye bahsediyor sevgili Evliya Çelebimiz... Gayri ihtiyari gülümsedim. Ne güzel kelime beaa... Ciğerpare... Ciğerinden bir parça yani... Sonra telefonuma baktım. Manisa'nın Turgutlu ilçesinde bir lisenin önünde çocuklara ateş açılmıştı. On bir çocuk yaralanmıştı...  Daha birkaç dakika önce önümde başka bir zamanın çocukları vardı. Ciğerpareler... Şimdi ekranda ambulanslar vardı. Nerden nereye geldik günlük?.. Elbette geçmişi romantikleştirecek değilim. Eski zamanların da derdi, şiddeti, yoksulluğu, acısı vardı. Ama insan bazen bir kelimeye takılıyor işte. Ciğerpare... Bi...