Kayıtlar

Emeklilikte Kendine Takılanlar 2: Emeklilik Bir Anda mı Gelmeli?

Resim
Emeklilik konusunda kelam etmeyi sürdürelim istiyorum günlük...  Pek uzak bir mevzu olabilir bizim için...  Ancak bir kısım insanlar için de çok yakın. İlk yazımda yazmıştım hatırlarsın... Memleketimiz hobisiz insanlar ülkesi diye. Ve hobisiz kalmak çok zor. " Hobisiz kaldım anne ..." diye bir şarkı bile yakabilirsin. En Ahmet Kaya'sından... 😄 Gerçi şarkı değil türkü yakılır ya... Neyse... Evet... Ben karar verici olsam şöyle bir emekliliğe geçiş programı uygulardım. Yaş ilerledikçe önce çalışma saatlerini... Sonra çalışma günlerini azaltırdım. Öyle ki son sene artık sadece haftada bir gün işe gelirdi müstahdim. ( Müstahdim yani istihdam olunan kimse demek istiyorum a günlük. 😄) Peki arta kalan zamanda ne mi yapardı? Herkesin keyfine... Bütçesine... Karakterine göre bir uğraşı edinmesini sağlardım. Gezi... Sanat... Spor... (Tabii yaşa göre. Yoksa kalkıp bir yaştan sonra Hulk Hogan gibin olacağım diye body yapsın demiyorum. 😄) El sanatları... Pul koleksiyonerliği... ...

Denetim Günlükleri: En Temel Paydaş

Resim
İç denetçinin temel paydaşları kimler sevgili günlük?.. Bir üniversite iç denetim birimi özelinde düşünecek olursak bu soruya ne cevap verilebilir?.. Paydaş maydaş gibi kavramlar özellikle stratejik plan bağlamında "şey ettirilen" kavramlardan. 😄 Ve bu faaliyet tüm kamuda dönem dönem depreştiğinden bu ve benzeri kavramlarla ilgilenmek durumunda kalıyor, çok sayıda form neyin dolduruyoruz. "Sizce en önemli paydaşınız kim ve dahi etki derecesi ne?" İşte soru bu. Bunu özelde -dediğim gibi üniversitedeki- iç denetçiler için düşünecek olursak... Öğrenciler mi?.. İdari personel mi?.. Akademisyenler mi?.. Yoksa üçüncü taraflar mı?.. Ben önceleri bu soruya, öncelik idari personelde olmak üzere, "personel" diye cevap veriyordum. Ve yanıtıma imancım tamdı. Öyle ya... Biz idarelerin faaliyetlerine değer katmak için buradaydık. Faaliyetleri ise personel ifa ediyordu. Öyleyse biz aslında personele değer katmak için buradaydık. Biraz da kendi kendime gelin güvey ol...

Gece Vardiyası: Akdeniz Karadeniz Karneleri İsteriz

Resim
Eskiden her şeyin ayrı bir tadı mı vardı günlük...  Yoksa ben yaşlandığım için mi aynı tadı alamıyorum? Bu soruyu geçen cuma günü kendime sordum.  Karne günüydü.  Okullar kapanmış... Yaz tatili başlamış...  Çocuklar karnelerine kavuşmuştu. Ancak heyhat... Hazandı benim için sanki.  Bir neşe yoktu etrafta.  Bir dönem sonu muhasebesi yoktu.  Bir bekleyiş...  Bir heyecan...  Bir telaş...  Hiçbiri... Sonra kendi çocukluğumu düşündüm.  Önce Topkapı'daki Mehmet Bey İlkokulu'nu...  Sonra Pertevniyal günlerimi...  Karne günü bambaşkaydı bizim ev için.  Karne çok iyi de olsa...  Biraz kırık da olsa...  Hiç fark etmezdi.  O günün kendisi bayramdı . Sabah erkenden kalkılır... Özenle  giyinilir...  Evden çıkılırdı.  Son derste ise gözümüz hep öğretmende olurdu.  Karneleri beklerdik.  Ama o bekleyiş de başlı başına bir törendi . "Yetişmedi..."  "Henüz gelmedi..."  "Bugün  veri...

Denetim Günlükleri: Denetçinin Hit Raporu

Resim
Ses sanatçılarını düşündüm geçenlerde günlük... Yükselip, nihayet kendi zirvesine ulaşıp sonra yavaş yavaş inişe geçmeleri çok dikkatimi celp etti. 😧 Önce bir çıkış trendi... Sonra onları zirveye taşıyan parçalar... Ve nihayet gerileyiş... Ardından da anılarla hemhal olup çıktıkları programlarda hep eski, hep hit olmuş o şarkıları söylemeleri... Genelde "nostalji kuşağı" adı altında tabii... Şanslı olanları ise yeni bir şarkıcının yıllar önce hit olmuş eserini coverlamasıyla bir müddet daha zihinlerde kalabiliyor. Tarihe damga vurmuş hemen her sanatçının böyle bir iki hiti vardır. Dillere pelesenk olmuş... Düğünlerde, minibüslerde, radyolarda yıllarca terennüm edilmiş... Mesela Ümit Besen'in Nikâh Masası ... Cengiz Kurtoğlu'nun Duvardaki Resim ... Yoncimik'in Bandıra Bandıra 'sı... 😉 Mustafa Sandal'ın Araba 'sı... Tayfun'un Hadi Yine İyisin 'i... Hakan Peker'in Hey Corç Versene Borcu 'su... Burak Kut'un Benimle Oynama 'sı...  ...

Gece Vardiyası: Selam Baba

Resim
Selam baba ... Bugün babalar günüymüş. Ben de kutlamaya geldim yanına.. Eskisi gibi değil tabii... Bu kez çay yoktu.. Elini öpmek de ve bir şeyler anlatan sesin de... Sadece sessizlik vardı. Ve mezarlıklara mahsus o tuhaf sükûnet... Dönerken düşündüm de... Bugün hikâyenin başladığı yerden de iki kere geçtim Topkapı'daki Şeyhülislam Sokak 'tan... Hani şu her şeyin başladığı yerden... İnsan bazı sokaklardan geçerken yürümüyor aslında. Hatıralarının içinden geçiyor. Ben de biraz öyle yaptım galiba. Çocukluğumdan geçtim. Gençliğimden geçtim. Senin sesinden geçtim. Bir de fark ettim ki baba... İnsan yaş aldıkça babasını daha iyi anlıyor. hani bir klişe vardır: Çocukken güçlü buluyor. Gençken eleştiriyor. Biraz daha büyüyünce hak veriyor. Ama en önemlisi de şu ki sonra bir gün geliyor... Soracağı sorular birikiyor. Ama soracak adam kalmıyor . Bugün mezarın başında en çok bunu düşündüm. İnsan kayıplarına alışıyor diyorlar. Bence alışmıyor. Sadece yokluklarını hayatın içine yerleştirm...

Meslek Dışarıdan Nasıl Görünüyor? Ne Ara Pompacı Oldum?

Resim
Meslek dışarıdan nasıl görülüyor diye düşünürüm bazı zamanlar günlük... Acaba bizi nasıl algılıyorlar diye... İnsan kendi mesleğinin içinde yaşayınca bazı şeyleri normal kabul ediyor. Ama dışarıdan bakınca manzara bambaşka olabiliyor. Askere iç denetçi olduktan sonra gitmek nasip olmuştu. Usta birliğine ilk geldiğim gün bölük komutanı (K), herkese yaptığı gibi bana da ne iş yaptığımı sordu. Aramızda geçen diyalog aşağıdadır: K: Ne iş yapıyorsun sivilde? B: İç denetçi... K: Hımmm... Yani müfettiş gibi bir şey mi? B: Yanii... şey... denetim filan... İç denetçi... Sizde de var aslında komutanım. Hatta biz iç denetçi eğitimindeyken Jandarma ve MSB iç denetçileriyle birlikteydik... K: Bildim bildim... Şeyi diyorsun sen... B: Evet komutanım. K: Tamam da... Heaa... (Burada kısa bir sessizlik oldu.) K: Ne yaptırsak sana? B: ?!! K: Pompacılık yapabilir misin? Burada yakıt deposu var. Orada yani... B: Yani... bilemedim... K: (Telefonla ayniyat saymanını arayarak) Baksana, burada iç...

Korunan Ruhsuz Kişisel Veriler: Ne Çekiyon Kardeşiğm?

Resim
Selam günlük... Şu kişisel verilerin korunması olayı hakkında tam olarak aklıma yatmayan şeyler var. İlk evvela zaten bu veriler düzenlemeden önce de bir şekilde kayıtlıydı. Yani bizim veriler işlenmişti zaten. 😉 Hatta zaman zaman pis günahları boynuna satılıyordu bile. Ki öyle olmasa, hayatta eşiğinden geçmediğim, suyunu içmediğim şirketler bana telefon edip bir şeyler kakalamak için rahatsız etmezlerdi. İkinci olarak pek çok kurum ya da kuruluşun sitesine girince çıkan o meşhur: "Huuu... kişisel verini alıp, ütüleyip katlayıp saklayacağız, kabul ediyon mu?" ekranı var ya... İşte o beni hasta ediyor. Neden dersen... Normalde kabul etmemek gibi bir şansın yok. "Kabul etmiyorum."  de.  Bakalım ilerleyebiliyor musun? İlerleyemiyorsun. Ya da ekranın yarısını kaplayan o pencere yüzünden altta ne yazdığını okuyamıyorsun. 😡 Halbusemki 😀💥 benim bildiğim, hizmetten yararlanmanın rızaya bağlanması pek de öyle makbul bir iş değil. Neyse... Benim asıl konuşmak istediğim ko...