Kayıtlar

Ksenophon’un Oikonomikos’u: İç Denetime Antik Bir Giriş

Resim
İç denetim dendiğinde çoğumuzun aklına risk matrisi gelir günlük… Kontrol listeleri… İmza sirküleri… COSO bileşenleri… Biraz daha ileri gidenler üç savunma hattına kadar uzanır 😄 Amma velakin bugün sana başka bir şeyden bahsetmek istiyorum… Bundan yaklaşık 2400 yıl önce yaşamış bir Yunan askerinden… Ksenophon'dan… "Ne alaka?" dediğini duyar gibiyim… Haklısın da… Adam ne iç denetçi… Ne iç kontrolcü… Ne de kalite güvence uzmanı… Ama gel gör ki iç denetimin ruhuna dair öyle şeyler yazmış ki insan ister istemez durup düşünüyor.  Bir Çiftlikten Fazlası Ksenophon'un meşhur Oikonomikos adlı eserinde anlattığı şey ilk bakışta bir çiftlik yönetimi gibi görünür. Tarlalar… Bağlar… Hayvanlar… Köleler… Hizmetçiler… Velhasıl bir "oikos"... Ama biraz dikkatli okuyunca bunun aslında bir işletme, hatta küçük bir holding olduğunu fark ediyorsunuz. Ve adam bu yapının nasıl yönetileceğini anlatırken farkında olmadan iç kontrol sistemi kuruyor. Üstelik insan doğasını merkeze ko...

Geçmişe Yazılmış Bir Veda Mektubu: Selim İleri'nin Sen Diye Biri Romanı Üzerine

Resim
Çok üzdün beni be Selim Abi. Romanı bitirdiğimde ilk hissettiğim şey buydu. Çünkü Sen Diye Biri yalnızca bir roman değil; bir ömrün muhasebesi, geçmişe bırakılmış seslerin yankısı, giderek tenhalaşan bir hayatın iç konuşması gibi. Kitap boyunca sık sık durup düşündüm. Görüp geçirdiğim, yaşadığım, sevdiğim, kaybettiğim kim varsa sanki bir yerlerden çıkıp geldi. Ne güzel şeyler geride bırakmışız. Bir daha gelmeyecek o hoş zamanlar... İnsan yaş aldıkça, yorucu ve sıkıntılı günler çoğaldıkça, bazen bir hafta öncesini bile özler oluyor. Belki de fani diye buna deniyor. Zaman, sadece sevdiklerimizi değil, kendimizden bile sakladığımız özlemleri ortaya çıkarıyor. Selim İleri'nin son romanı olarak duyurulan Sen Diye Biri , ilk bakışta Cüneyt Arkın'la yarım asrı aşan bir dostluğun hikâyesi gibi görünse de aslında çok daha büyük bir meseleyle ilgileniyor: Hatırlamak. Roman boyunca yazarın zihni sürekli geçmişle bugün arasında gidip geliyor. Bir an 1971 yılındaki Günahsızlar filminin se...

Gece Vardiyası: Yaklaşmak Meselesi

Resim
Bugün bayram günlük… Kurban Bayramı… Arapça'da “kurb” yaklaşmak demekmiş… Düşündüm de galiba en büyük problemimiz tam da bu artık: yaklaşamıyoruz… Aynı apartmanda yıllarca oturup birbirine selam vermeyenler… Bayram ziyaretini “wpden halledelim”e çevirenler… Kurbanı kesip gönlünü kesemeyenler… Birbirine yaklaşamayan insanlar… Eskiden bayram sabahlarının başka bir kokusu vardı sanki… Kolonya… Yeni gömlek…  Ve bambaşka bir atmosferi... Camiden dönen adamlar… Bir de evde o hiç bitmeyen telaş…  Topkapı’da çocukluğumun bayram sabahları gelir aklıma bazen… Mahalle daha erken uyanırdı… Esenler otogarına doğru memlekete gitmeye çalışan insanların telaşı karışırdı sabahın serinliğine… Eline poşet sıkıştırılmış çocuklar… Apartman önünde bekleşen takım elbiseli babalar… Bir yandan kurbanlık telaşı, bir yandan akraba hesabı… Bir de mahallede herkesin birbirini tanıdığı o eski zaman hissi… Şimdi her şey biraz daha steril… Biraz daha sessiz… Biraz daha “hallederiz” gibi…  Ama gene...

Denetim Günlükleri: Üstatlar Mühim ve Özeldir!

Resim
Denetim elemanlığında üstatlık ayrı bir önemi haizdir sevgili günlük… İnanın bilgisi ne kadar fazla olursa olsun bir denetim elemanının üstattan öğreneceği çok şey vardır… -Tarz öğrenir bir kere… - Duruş öğrenir… - Davranış kalıplarını öğrenir… - Mesleki kültürü öğrenir… Hatta çoğu zaman kurumun görünmeyen hafızasını öğrenir… Çünkü mesleki kültürün —yani kurumların— biricik aktarıcısı üstatlardır.  Henüz Hayatı Tanımayan Yardımcı Üniversiteden yeni mezun olmuş, h ayat hakkında pek de fikri olmayan, m evzuatı yeni yeni anlamaya çalışan bir denetim elemanı yardımcısı için üstat tam bir rol modeldir. Bazı üstatlar teknik bilgi de aktarır.  Yani düpedüz hoca gibi tedrisatta bulunurlar.  Muhasebe anlatırlar.  Soruşturma anlatırlar.  Mevzuat anlatırlar… Ama bana sorarsan onlardan beklenen esas şey bu değildir.  Keza teknik bilgi okuyarak öğrenilir.  Yönetmelik açılır okunur.  Kitap açılır okunur.  Makaleye bakılır öğrenilir...  Ama ...

Denetim Günlükleri: Denetim Bitmez

Resim
Denetim işi hep bir motivasyon günlüğüm… Motivasyon motivasyon motivasyon… Arkadaşlarını motive et… Yönetimini motive et… Ve en zoru da hep kendini motive et… Savrulan bir gemideki kaptan gibi… Zaman zaman kontrolü kaybeder gibi olursun ama her zaman bir yol bulursun kontrol etmeye… Hepsi ayrı bir öyküdür denetimlerin… Hazırlığından onayına, bildiriminden raporuna kadar… Bazen kısıtlar teorisini hissedersin damarlarına kadar… En harbisinden ve her anlamda kaynaklar kıttır… En nihayetinde bir kişide kalır tüm yük: başkanda… İç denetim başkanlığı zordur… Yağmurlu bir gün gibidir… Hani sabah uyanırsın ve yağmur vardır… Yapmak istediğin her şeyi yağmurun altında yapmak zorundasındır… Uzun, ıslak, gri bir gün… Yağmuru seviyorsan iyidir aslında… Sayfalara da geçer kimi zaman yağmur… Bazen gözyaşlarına karışır… Bazen gökkuşağına… O mükemmel rapor Takip edildiğini hissetmek başlı başına baskı unsurudur… Düşlersin henüz kimsenin yazmadığı o mükemmel raporu… Öyle bir şey varsa tabii… İnancın tam...

Denetim Günlükleri: Gelin Yalın Yazalım Dünya Kimseye Kalmaz

Resim
Aklımda deli sorular sevgili günlük. Al bir tanesi: Denetçi Her Şeyi Yazmalı mı? Bu özellikle de “iç” denetimin yanıtlaması gereken sorular kabilinden… Bazen öyle olur ki: Bir şeyi yazmamanız, yazmanızdan daha etkili olabilir. Şöyle ki 😊 Kimi zaman yazarak katacağımız değer gerçekte çok da önemli değildir. Eğer sadece madde kalabalığı yapmak, kalın mı kalın bir rapor print etmek için ota bota bulgu yazıyorsak bu durum pek çok açıdan olumsuzdur. İlk zarar: Saygınlık kaybı İlk evvela denetlenenin gözünde saygınlığımız azalacaktır. “Adamın/kadının yazdığı şeylere bak…” söylenmeleri zamanla bir homurtuya dönüşür. Ve sonraki denetimlerde idarenin: “Tam takım savunma refleksi” ile karşımıza çıkması şaşırtıcı olmaz. İkinci zarar: Güven kaybı Bu davranışımız idarenin bize olan güvenini de feci şekilde zedeleyebilir. Ve ileride, belki de açıklansa çok ciddi değer üretilebilecek bir fırsatın kaçmasına neden olabilir. Çünkü insanlar bir noktadan sonra şunu düşünmeye başlar: “Bunlar...

Mesleğe Yerleşmek-3: Adımız Neydi Bizim?

Resim
Mesleğin ilk günleri gerçekten de çok heyecanlıydı… Hatta bir parça da helecanlıydı sevgili günlük… Daha evvel de bahsettiğim o bilgi bombardımanı var ya… Hakikaten yoğundu. Bir sürü bilmediğimiz kavramlar… Kıymeti kendinden menkul sözcükler… Anlam yüklenen fiiller… “Aman öyle yapmayın…” “Aman böyle yapmayın…” diyen "ıspanaklı" sunumlar… Slayt peşinde elde flashdisk perperişan olan katılımcılar.… Bavullar dolusu notlar, basılı kitaplar, eserler… Yani ortalık bildiğin mesleki panayır 😄 Sonra dediler ki:  “Bu böyle olmaz, sertifika almanız gerekiyor.” Makul bulduk. Gittik, eğitime katıldık, sertifikayı aldık. Ama esas film orada başladı… Eğitim döneminde büyük tartışma O eğitim sürecinde, mesleğin bugünlerine kadar uzanan  derin tartışmalar yaşanıyordu zaman zaman. Ve bunların en ilginçlerinden biri:  Mesleğin adı ne olacak? Bu görüşte olanlara göre: Tamam, soruşturma yapmıyorduk… İleriye bakacaktık… Arkaik denetimciler (bu tür tesmiye etmemin n...