İDKK'dan beklentim

Selamlar günlük...

Bugün de İDKK'nın yapması gerekenleri yazayım dedim... Yüksek müsaadenle...

Eh şimdi sen diyeceksin ki “Bir o mu kaldı? Kapsamlı bir yapısı mı var ki İDKK'dan bir şeyler talep edeceksin?”

Yooo...

Bunu asla kabul etmem.

Bir umudun somutlaşmış hâlidir benim gözümde İDKK...

Ne zaman aklıma gelse burnumun direği sızlar.

Mesleğe ilk atanmamız... Sonra bizi eğitim için Ankara'ya çağırışı... Ki bizden sonrakilere çok daha âlicenap davranıp Antalya'da da eğitim vermişti ya, neyse... 😛

Ve bir gün Emek'teki ofislerine ilk gidişim...

Mekân önemlidir günlük...

Braudel, kitaplarının medhalinde Akdeniz'i uzun uzun tasvir eder netekim. Çünkü insanın hikâyesi biraz da yaşadığı, yürüdüğü, hatırladığı mekânların hikâyesidir.

İDKK da Ankara'daki en sevdiğim kutlu beldede, Emek'teydi.

Kutlu belde diyorum, çünkü Muhasebe Denetmenleri fabrikası, biricik yuvamız da oradaydı.

Dolayısıyla İDKK, daha kapısından girmeden kalbimi fethetmişti. 😁

Bir de bizi karşılayan o sıcak, içten insanlar...

Yanlış hatırlamıyorsam bir şef, birkaç memur, bir şube müdürü, uzmanlar...

Küçük ama ümitvar bir yapıydı.

İleride daha da büyüyeceği söyleniyordu.

Biz de inanıyorduk.

Geleceği aydınlatan bir ışığı vardı sanki...

O gün ilginç bir gündü aslında günlük.

İDKK ziyaretimizin ardından ofisi aynı binada olan duayen Üstadımız Ahmet Bağbaşlıoğlu'nu da ziyaret etmiş, sohbetinden müstefit olmuştuk.

Yalnızca iyi bir kontrolör değil, yaptığı işin felsefesini de kurmaya çalışan bir bilgeydi bizim gözümüzde.

Netekim 1050 sayılı Kanun'dan 5018'e geçişi anlattığı “Yıkılan Çınar ile Yeşeren Fidan” başlıklı şiiri muhteşemdir.

Bir yerinde şöyle der:

“Yıkıp, tarihe gömdüm, gelecek için asırlık çınarı,
Biliyorum, arayacağım, ‘Muhasebe Yetkilisi’ yaptığım saymanı.
Ne pahasına olursa olsun, sağlamalıyım,
Görev-yetki-sorumluluk dengesini.”

Düşünsene günlük...

O gün adeta eskiyle yeniyi aynı masada görmüş, kanun-ı kadim ile nizam-ı cedit arasındaki o büyük dönüşümü iliklerimize kadar hissetmiş, deyim yerindeyse aynelyakin müşahede etmiştik.

Bir tarafta seksen yıllık mali düzenin hafızası...

Diğer tarafta 5018'in ve iç denetimin temsil ettiği yeni umut...

Ne günlerdi beaa...

Neyse...

Zaman geçti.

Yer yer o ışık titredi, söne yazdı...

Bazen heyecanlandık, bazen hayal kırıklığına uğradık.

Ama biz ümidimizi yitirmedik.

“Hadi” dedik, “bu kez olacak...”

Şööle bööle derken on dokuz yıl geçiverdi.

Dile kolay günlük...

On dokuz yıl...

Şimdi artık mesleğin gelişimi için İDKK'dan bir şeyler talep etmenin zamanı geldi sanırım.

Ama merak etme...

Öyle uzun uzadıya bir liste hazırlamadım.

Ne on maddelik önerilerim var ne de alt alta sıralanmış taleplerim.

Bir tek isteğim var İDKK'dan...

Olması...

Evet, yalnızca olması.

Kâğıt üzerinde değil, mesleğin hayatında olması...

İç denetçinin yalnızca mevzuatta değil, kurumların yönetim anlayışında da yer bulmasına öncülük etmesi...

Mesleğin sorunları konuşulduğunda sesinin duyulması...

İç denetim birimleri yalnız bırakıldığında varlığının hissedilmesi...

Yıllar önce o küçük ofiste gördüğümüz ışığın artık bütün mesleği aydınlatması...

Çok şey mi istiyorum günlük?

Bilmiyorum...

Ama bir kurumun varlığıyla varlığını hissettirmesi aynı şey değil ki...

Birincisi kuruluşla ilgili.

İkincisi ise biraz emekle, biraz iradeyle, biraz da sahiplenmeyle...

Hani şu Ayten Alpman'ın “Ben Böyleyim” şarkısı var ya...

İşte öyleyim ben de günlük...

Yıllar geçiyor, beklentiler değişiyor, bazen ışık titriyor...

Ama o ilk günkü heyecanı bir türlü terk edemiyorum.

Ne yapayım...

Ben böyleyim. 😁

Hem insan ümidini kestiği yerden bir şey ister mi hiç?

İstemez elbette...

O yüzden İDKK'dan hâlâ bir şey istiyorum.

Ne daha fazlasını...

Ne daha azını...

Sadece olmasını günlük...

Çünkü bir zamanlar umudumuzun somutlaşmış hâliydi. Şimdi de o umudun hayatın içinde karşılık bulmasını istiyorum.



Yorumlar

  1. Bir umudun somutlaşmış hâlidir benim gözümde İDKK...😂 Evet benim için de bir umuttur İDKK… Ve her defasında “Umut etmek ve ertelemek “….. Promethus’un çektiği acı hiç kalır yanında…

    YanıtlaSil
  2. “Olmak ya da olmamak” işte bütün mesele bu zaten…

    YanıtlaSil
  3. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.İç denetçi gibi değil fraud uzmanı gibi çalışmalıyız.Devletin en üst denetim kurulunun dahi çürüdüğü yerde İDKK ya ne hacet.Tepedeki çürümenin alt katmanlara sıçramaması mümkün mü?Denetçi en az yolsuzcu kadar cesur olmalıdır.

    YanıtlaSil
  4. Cem bey teşekkürler. Tam hissiyatımıza göre olmuş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Yazmasanız Olur Mu?": İç Denetçinin Kağıtla İmtihanı

Venedik… tarihin ve suyun kollarında salınan şehir..

Sürdürülebilir Tüketim: En Yeni Model Çelişkiler