Denetim Günlükleri: Çok Çalışan mı, Çok Değer Katan mı?
Sevgili günlük...
Bazı insanlardaki zekâ parıltısı bana çok ilginç geliyor.
Çok çalışmıyor genelde bu kişiler.
Ancak yaptıkları tek bir işle...
Yahut verdikleri tek bir fikirle...
Yepyeni ufuklar açabiliyorlar.
Hani diyorum...
Acaba bir de bunlar çalışsalar nasıl olurdu?
Ortaya kim bilir neler çıkardı...
Ama sonra konunun başka bir boyutu geliyor aklıma.
Belki de tam tersidir.
Belki de bu insanlar böylesi zihinsel açılımları, işin çok içine girmedikleri için yapabiliyorlardır.
Yani biraz geriden baktıkları...
Olay karmaşasının içine dalmadıkları için...
Bizim göremediğimiz çözümleri görebiliyorlardır.
Tıpkı düzlemden bakan birinin sadece ağaçları görmesine karşılık, tepeden bakanın ormanı görebilmesi gibi...
Belki de ekiplerde çok çalışan insanlar kadar...
Az çalışıp değer katan insanlara da ihtiyaç vardır.
Misal: Sergen.
Kendi kabul etmese de fazla koşan, antrenman seven bir topçu değildi.
Ama sahip olduğu yetenek sayesinde takım adına nice kilitleri açan oyuncu olmuştu.
Denetim elemanlığı sürecimde de gözlemledim böylesi insanları.
İşe geç gelen, erken ayrılan... Ama denetim kumaşı (ne laf beaa... 😄) çok iyi olan kişilerdi bunlar. ve bu kişiler şan ve şeref dolu meslek muhasebe denetmenliğinden devrem Ahmet Çağlan'ın tabiriyle acar denetçiydiler.
Bir ikisiyle çalışma fırsatım da oldu.
Denetlenecek birime giderdik.
Üstadın henüz gelmediğini görürdük.
Bir süre sonra ağır ağır çıkagelirdi.
Acelesi hiç yoktu.
Önce çayını söylerdi.
Bir iki lafın belini kırardı.
Sonra "hadi gel, bir müdürü ziyaret edelim." derdi. Ya da müdür bizim denetim odasına gelirdi.
İşte tam o anda...
Üstat ustalığını konuştururdu.
Yarım saatlik bir sohbetten...
Kucak dolusu sevgiyle...
Pardon...
Bulguyla dönerdik. 😄
Tamamen sohbetsel bir yöntemdi uyguladıkları. Nice nicel sonuçlar veren nitel bir tarzları vardı.
Sonra odaya döner ve tespitleri yazardık.
Ve denetim çoğu zaman ya vaktinden önce...
Ya da tam zamanında biterdi.
İşte bu sonuç titiz büro başkanı üstadımın neden bu geç gelen, erken ayrılan denetçilere hiçbir şey söylemediğini zamanla anlamama yardım etti.
Sonuçta başkan bir iş vermişti.
Ve o iş...
En verimli şekilde tamamlanıyordu.
Öyleyse ortada mesele yoktu.
Kalkıp herkesten Weberyen bir bürokratik amele gibi Fordist üretim bandında çalışmasını beklemek anlamsızdı.
Başkan bunu sezmişti.
Sürecin işleyişine müdahale etmiyordu.
Akıllı bir yöneticinin yapması gereken de tam olarak buydu aslında.
Ha...
Şimdi eminim diyeceksin ki:
"Niye bu ikilem?
Hem çok çalışıp hem de böyle çığır açan biri olamaz mı insan?"
Olur...
Olur da...
Onu buralarda tutmak mümkün olur mu? Onu da sen deyiver bana günlük.
Nasıl ki hem Alex gibi teknik olup hem de tekmeye kafa sokan bir futbolcunun adresi çok daha üst liglerse...
Öyle bir denetçinin yeri de herhalde başka kulvarlardır.
Keza "eşit işe eşit ücret" yanılgısı da çoğu zaman başka bir seçenek tanımaz.
"Yanılgı" deme sebebim ise şu: "Eşit iş" her zaman mümkün değildir.
Hele ki bilgi yoğun mesleklerde...
Aynı unvanı taşıyan iki insanın ürettiği değer arasında bazen uçurumlar olabilir.
Bu da beni uzun zamandır düşündüren başka bir mesele.
Sendikaları biraz kızdırma pahasına da olsa onu da bir gün ayrıca yazacağımı hissediyorum günlük... 😄
Bazı insanlardaki zekâ parıltısı bana çok ilginç geliyor.
Çok çalışmıyor genelde bu kişiler.
Ancak yaptıkları tek bir işle...
Yahut verdikleri tek bir fikirle...
Yepyeni ufuklar açabiliyorlar.
Hani diyorum...
Acaba bir de bunlar çalışsalar nasıl olurdu?
Ortaya kim bilir neler çıkardı...
Ama sonra konunun başka bir boyutu geliyor aklıma.
Belki de tam tersidir.
Belki de bu insanlar böylesi zihinsel açılımları, işin çok içine girmedikleri için yapabiliyorlardır.
Yani biraz geriden baktıkları...
Olay karmaşasının içine dalmadıkları için...
Bizim göremediğimiz çözümleri görebiliyorlardır.
Tıpkı düzlemden bakan birinin sadece ağaçları görmesine karşılık, tepeden bakanın ormanı görebilmesi gibi...
Belki de ekiplerde çok çalışan insanlar kadar...
Az çalışıp değer katan insanlara da ihtiyaç vardır.
Misal: Sergen.
Kendi kabul etmese de fazla koşan, antrenman seven bir topçu değildi.
Ama sahip olduğu yetenek sayesinde takım adına nice kilitleri açan oyuncu olmuştu.
Denetim elemanlığı sürecimde de gözlemledim böylesi insanları.
İşe geç gelen, erken ayrılan... Ama denetim kumaşı (ne laf beaa... 😄) çok iyi olan kişilerdi bunlar. ve bu kişiler şan ve şeref dolu meslek muhasebe denetmenliğinden devrem Ahmet Çağlan'ın tabiriyle acar denetçiydiler.
Bir ikisiyle çalışma fırsatım da oldu.
Denetlenecek birime giderdik.
Üstadın henüz gelmediğini görürdük.
Bir süre sonra ağır ağır çıkagelirdi.
Acelesi hiç yoktu.
Önce çayını söylerdi.
Bir iki lafın belini kırardı.
Sonra "hadi gel, bir müdürü ziyaret edelim." derdi. Ya da müdür bizim denetim odasına gelirdi.
İşte tam o anda...
Üstat ustalığını konuştururdu.
Yarım saatlik bir sohbetten...
Kucak dolusu sevgiyle...
Pardon...
Bulguyla dönerdik. 😄
Tamamen sohbetsel bir yöntemdi uyguladıkları. Nice nicel sonuçlar veren nitel bir tarzları vardı.
Sonra odaya döner ve tespitleri yazardık.
Ve denetim çoğu zaman ya vaktinden önce...
Ya da tam zamanında biterdi.
İşte bu sonuç titiz büro başkanı üstadımın neden bu geç gelen, erken ayrılan denetçilere hiçbir şey söylemediğini zamanla anlamama yardım etti.
Sonuçta başkan bir iş vermişti.
Ve o iş...
En verimli şekilde tamamlanıyordu.
Öyleyse ortada mesele yoktu.
Kalkıp herkesten Weberyen bir bürokratik amele gibi Fordist üretim bandında çalışmasını beklemek anlamsızdı.
Başkan bunu sezmişti.
Sürecin işleyişine müdahale etmiyordu.
Akıllı bir yöneticinin yapması gereken de tam olarak buydu aslında.
Ha...
Şimdi eminim diyeceksin ki:
"Niye bu ikilem?
Hem çok çalışıp hem de böyle çığır açan biri olamaz mı insan?"
Olur...
Olur da...
Onu buralarda tutmak mümkün olur mu? Onu da sen deyiver bana günlük.
Nasıl ki hem Alex gibi teknik olup hem de tekmeye kafa sokan bir futbolcunun adresi çok daha üst liglerse...
Öyle bir denetçinin yeri de herhalde başka kulvarlardır.
Keza "eşit işe eşit ücret" yanılgısı da çoğu zaman başka bir seçenek tanımaz.
"Yanılgı" deme sebebim ise şu: "Eşit iş" her zaman mümkün değildir.
Hele ki bilgi yoğun mesleklerde...
Aynı unvanı taşıyan iki insanın ürettiği değer arasında bazen uçurumlar olabilir.
Bu da beni uzun zamandır düşündüren başka bir mesele.
Sendikaları biraz kızdırma pahasına da olsa onu da bir gün ayrıca yazacağımı hissediyorum günlük... 😄
Cem Bey kalemine sağlık. Kimler geldi kimler geçti... Evet geç gelen ancak üretenlere kucak dolusu selamlar. Onlar tecrübelerinin meyvelerini devşiriyorlar ve faydalı oluyorlar. Ancak birde geç gelen ve "madem geç geldim erken çıkayım diye işyerini, kalem oynatmadan terk eden, maaşı 1 TL eksik yatınca kıyameti koparan ve bazen kafasına göre işe bile gitmeyen ancak ayın 15 inde maaşını çekmek için ATM ye koşa koşa giden o asalaklara ne demeli...
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
Silteşekkürler Hasan Bey.. evet bir de dediğiniz gibi "i'rabta mahalli olmayanlar" var.. yoksa yok mu demeliydim.. ya da negatif mi demeliydim bilemedim.. gerçekten işe gelmeleri haza zarar olanlar da var çünkü.. harcadıkları elektriği, suya, kağıda ve yaydıkları geyiksilikler sonucu diğerlerinin iş yapmalarını engellemeleriyle negatifmanlerde bulunmakta...
Sil"Tamamen sohbetsel bir yöntemdi uyguladıkları. Nice nicel sonuçlar veren nitel bir tarzları vardı." çaktırmadan riskli alanları tespit ediyormuş. Şu serviste kaç kişi var? İş yoğunluğu nasıl.? İşe yeni başlayan personel var mı?Hiç izin kullanmayan personel var mı?Uzun zamandır görev yeri değişmeyen personel var mı?
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim. anlatmak istediğim tam da bu. Dış gözle bakıldığında sohbet gibi görünen o yarım saatçik muhabbetin içinde aslında risk odaklı pek çok soru gizliydi. Personel yapısı, iş yüükü, görev dağılımı, izin kullanımı, görevde kalış sürelerii, süreçteki aksaklıklar... Sanırım iyi denetçinin en önemli becerilerinden biri de soru sorduğunu hissettirmeden doğru soruları sorabilmekten geç,iyo.
Sil