Kayıtlar

Topkapı'da Ramazan Bayramı

Resim
topkapıda ramazan bayramı topkapıda ramazan bayramına hep kış ve sonbahar mevsimlerinde denk geldim.. ufukta tüllenen sabahla başlardı topkapıda bayram.. orucu bitirebilmiş olmanın mutluluğu ve ramazandan ayrılmanın burukluğu ile kalkardım yataktan.. ve usul usul süzülürdüm fatma sultan camii sokaktan yukarı.. gazi ahmete ya da fatma sultan camine bayram namazını kılmak için..  o zamanlar bayramın, camide dağıtıldığını düşünürdüm.. evin erkekleri camiye gelir ve kendi ev halklarına ait bayramı alırlardı.. ardından da götürüp dağıtırlardı evde bu emanetleri.. tabii ki eve gitmeden önce illaki sırasıyla önce fırına gidilip bayramlaşmayı müteakiben sıcak ekmek, pastaneden ise dumanı tüten poğaçalar almak da ihmal edilmezdi.. yolda görüle eş dostla bayramlaşa bayramlaşa eve gelinir ve bir ay sonrasının ilk kahvaltı sofrasına oturulurdu.. tek kanallı tv de mutlaka barış manço abimizden "bugün bayram erken kalkın çocuklar" adlı neşeli ama bir o kadar da buruk şarkısı dinlenirdi o z...

İki vefat iki anlatı

2025 in başında topluma mal olmuş iki ünlü karakter vefat etti günlük.. iki ünlü karakter, iki ünlünün cenazesi, toplumsal intibaı ve en önemlisi benim için anlamı.. ünlülerden ilki ferdi tayfurdu.. yıllarca türk arabesk müziğini domine etmiş bir şarkıcıydı.. Müslüm Gürses ve Orhan Gencebayla birlikte bu türün önde gelenleri oldular.. araya birileri sızmaya hep çalıştıysa da -vahdet vural, hakkı bulut vb.- asla zirveyi kaptırmadı bu üçlü.. MFO üçlüsü.. haaa bana sorarsan MFO yerine MFÖ yü her zaman tek geçerim ama konumuz o değil yani haddizatında.. neyse bu üçünün arasından ne dediği pek anlaşılmayan hep bir haplı intibaını uyandıran Müslüm ya da kasıntı orhana göre, ferdi hep bana daha sıcak gelmiştir.. ferdiyle ilk tanışmam sanırım dayım sayesinde olmuştu ki kendisi tam bir ferdiciydi.. akabinde orta mektep ve lise düzeylerindeyken arkadaşım olan Ali de aşk meşk işlerine girince ferdi dinler olmuştu, onun da etkisi vardır tabii ki de.. zaten kim aşık olsa başlardı “sen de mi leylaa…...

sensiz soğuktu boğaz

Resim
ve soğuktu sensiz boğaz, ne kadar çekici gelse de.. aramak.. boşuna mı?.. neredesin.. yine gelip geçiyor vapurlar ve gidip geliyorum her birinde hep yarım, hep hüzünden üşüyerek.. aklımda anılar.. en sevdiğin yerdekiler en canlı olanlar: güvertedekiler.. bulutlu bir akşamüzeri.. topkapıdan uzakta.. ağlıyor musun?.. hayır sana gülmek yakışır.. muzipçe, alttan doğru bakarak, rüzgar perçemini dağıtırken.. hani o gün vapurda olduğu gibi.. “camlarından yangın çıkan üsküdardan” da parlaktı yüzün.. ve mahzun ve özlenesi ve öteden bakan ve hep biraz hüzünlü ve bir anda geçmişi anımsatan ve sımsıcak ve müşfik ve hep biraz çocuksu.. “bir kalp ve bir sevda” demiştin, o akşam..  ne güzeldi hafif peltek konuşman.. nefesin ne hoştu.. akşam oldu demiştin gayri ihtiyari.. konuşmak ihtiyacı hissetmiştin.. belki de korku konuşturuyordu seni.. yaklaşan ayrılığın korkusu.. hissetmiş olmalıydın.. bir daha asla 24 mart 1993 saat 18:30 olmayacaktı.. dışarıdan bakan biri için akıp geçen zamanda hiçbir öne...

Venedik… tarihin ve suyun kollarında salınan şehir..

Resim
sabahın erken saatlerinde vaporetto ile varıyoruz.. uzaktan hayal meyal seçilen adalar yaklaştıkça venedik büyüyor büyüyor.. her sokağı, her köprüsü, her köşe başı bir şiir mısraı gibi.. geçmişle geleceğin dans ettiği bir sahne.. san marko meydanı karşılıyor ilk olarak bizi.. yabancı olmayan unsurlarla bezenmiş.. dördüncü haçlı seferi sırasında istanbuldan "götürülen" eserler sahnedeki yerini almış keza.. sonra replika da olsan katedral ön tarafında quadrigayı görüyoruz.. ve kuyruğu tabii ki.. uzayıp giden yağmura rağmen azalmayıp artan kalabalığı.. az ilerde dükler sarayı selam duruyor bize.. saray venedikin kalbinde.. tarihin derinliklerinden günümüze bir inci gibi ışıldıyor.. san marco meydanı içinde yükselen saray, aynı zamanda bir imparatorluğun ruhunu taşıyan bir anıt.. venedikin gücünü, ihtişamını ve sanatla yoğrulmuş asaletini gözler önüne seriyor.. sarayın taş cepheleri, burano adasının dantelleri gibi işlenmiş.. her kemeri, her oyması venedikin sanata olan tutkusu...

Şark Kurnazlığı Sendromu

Resim
hiç şunu düşündün mü günlük: işler vardır başkasının sırtına yıkılacak; ama değer eşit paylaşılacak.. yollar vardır yürünecek, aşılacak; ama sonda hep beraber olunacak.. bazıları vardır bal damlar; hayatı kovanı andırır.. ve ucuz aklıyla bunu kendinden bilir ve pay çıkarır.. minik beyinli serseriler in sorunudur bu.. durumu fark etmeyen nice zeka karşısında, kötünün iyiye karşı zaferidir.. ve günlüğüm, bunun en kötü biçimi karşına şark kurnazlığı olarak çıkar.. şark kurnazlığı; çalışmayı dışlayan, çıkarı içleyen; ahlakı –ya da sen etik mi diyorsun bilemedim, öyleyse etiği- durduğu sakat pozisyondan tanımlamaya uğraşan, şeytani zekalı (?!), bindiği dalı kestiğinden haberi olmayan ve ahmaklıkta sınır tanımayan insanların fayda-maliyet analizi demektir.. örnek vermek gerekirse.. bir yerde sıra mı var?.. normal olan sıraya girmek olabilir ama bir şark kurnazı için böyle bir şey bahis konusu bile olamaz.. utanmaz ve sefil biridir o .. ve tahmin edeceğin gibi öne geçmeye çalışır, kaynak ya...

Yöneticiler için yapay zeka

Resim
Yöneticiler için yapay zeka kitabını doğrusunu söylemek gerekirse moda bir olguyu içeriyor diye okudum.. keza makine öğrenmesi, yapay zeka son zamanlarda ağzı olanın konuştuğu bir konu.. söyleyecek sözü olmayan “yapay zeka bilen insanlar gerekiyor, makineler bizi kıskıvrak saracak, artık işte güçte akademide bu şekilde çalışmak iktiza eder" şeklinde avudunu şişire şişire konuşuyorlar.. ve dahi doğru bir özü olmayan nice kimseler birilerini değersizleştirmek istediklerinde “sen yapay zeka biliyon mu” şeklinde çemkirmeler sergiliyorlar.. neyse konumuz  elifi görse mertek sanan  bu kimseler değil elbette, bu yazılmış ancak zamanını bekleyen bir yazının konusu!.. Dönelim Döfler’in kitabına.. eser orijinal adının farklı Türkçeleştirilmesinden mütevellit bir anlam kayması intibaı uyandırıyor.. keza ilk bakışta bir yönetici yapay zekadan nasıl yararlanır sorusuna cevap bulabileceğini sanıyor insan.. yani teknik bir okuma yapacağını umuyor.. ancak okumaya başlayınca ele alınanın olg...

Orvieto: Kalbimin Gölgesinde Bir Masal

Resim
floransayı geride bıraktık bir sabah.. masallar şehrini..medicileri, piti sarayını, arno nehrini ve üzerindeki zarif Ponte Vecchio’y u.. san marco meydanını.. bir sabah otobüsümüze bindik ve geride bıraktık.. daha güzellerini görmek için belki de.. “her arayan bulamasa da, bulanlar mutlaka arayanlardır” fehvasınca.. az gittik uz gittik.. hedefimiz tüm yolların vardığı yer olan Romaydı.. ancak ve filhakika iki şehrin arasındaki inci tanesi beni benden aldı: Orvieto.. neymiş bu Orvieto be ya şaştım kaldım doğrusu.. bu tepelerin üzerindeki şirin kasabaya.. Orvieto, adını ilk kez duyduğumda, bir peri masalının büyülü diyarına seyahat ediyormuşum gibi hissettim.. ve aslında bu his, hiç de yanlış değildi.. bu küçük kasaba, doğanın kalbinin attığı, tarihin ruhunun soluklandığı ve insanın ruhunu dinlendirdiği bir yerdi.. Orvieto'ye bir finiküler vasıtasıyla çıkılıyordu.. bu heybeti bir kat daha arttıran bir yolculuktu doğrusu.. İtalyanlar, kavimler göçünden korunmak için dağlara taşlara...