Denetim Günlükleri: Denetim Bir Sanattır
Merhaba günlük...
Bugün seninle iç denetimin sanatsal boyutu üzerine söyleşmek istiyorum...
Tarihsel süreç içinde denetim olgusu farklı analojilerle ilintilendirilmiştir...
Denetimi haksızla haklıyı ayırma bağlamında ele alan “kahramanlaştırma” görüşü...
Denetimi bir makine gibi gören ve “iyi bir organizasyon saat gibi işler, iyi tasarlanmıştır ve etkin bir şekilde faaliyet gösterir” şeklinde özetlenebilecek “sistem görüşü” vb...
Ancak bunlar hep dışavurumsal bir algılamanın ortaya koyduğu tanımlamalar olduğundan yetersizdir kanımca...
Çünkü denetimi dışarıdan tarif ederler...
Denetçi ne yapar?
Hatalıyı bulur...
Doğruyu yanlıştan ayırır...
Sistemin çarklarının düzgün çalışıp çalışmadığına bakar...
E iyi de günlük, iç denetçi bundan mı ibarettir?..
Şu anda iç denetimin diğer denetim tiplerinden farklılığını ortaya koyabilmek için yapılması gereken, denetimi bir sanat olarak görebilmektir bence...
“Denetim bir sanattır ve biz de birer sanatçıyız...”
İddialı mı oldu?.. Olsun biraz... 😛
Çünkü aynı mevzuatı iki denetçinin önüne koyarsınız, aynı süreci inceletirsiniz, aynı verileri verirsiniz, hatta aynı örneklemi seçtirirsiniz...
Ortaya aynı denetim çıkmaz...
Biri mevzuata bakar, diğeri mevzuatın arkasındaki amacı görür...
Biri hatayı görür, diğeri hatayı doğuran sistemi...
Biri “şu yanlış” der...
Diğeri “bu niye böyle olmuş acep?” diye düşünür...
Biri bulguyu yazar geçer, öteki aynı bulguyu öyle bir anlatır ki denetlenen daha öneriyi okumadan meseleyi anlamış olur...
Demek ki ortada yalnızca teknik bilgiyle açıklanamayacak bir şeyler var günlük...
Muhakeme var...
Sezgi var...
Tecrübe var...
Üslup var...
İletişim var...
Neyi söyleyeceğini bilmek kadar, nasıl söyleyeceğini bilmek var...
Hatta bazen neyi söylemeyeceğini bilmek var...
E sanat biraz da bu değil midir zaten?..
Ressamın önünde boyalar vardır. Yazarın önünde kelimeler... Müzisyenin önünde notalar...
Denetçinin önünde de mevzuat, veri, riskler, kontroller, insanlar, süreçler, belgeler ve gözlemler vardır...
Ama nasıl ki eline boya verilen herkes ressam olmuyorsa, önüne mevzuat ve çalışma kâğıdı konulan herkes de aynı denetimi yapmaz...
Malzeme aynıdır belki...
Eser farklıdır...
Bu bağlamda yaptığımız işi bir sanatsal üretim olarak görmek, kendimizi bir sanatçı olarak takdim etmek ve paydaşları birer izleyici olarak algılamak hareket noktamız olmalıdır...
Tabii burada sanatçı derken kulağının arkasına kalem takıp, uzaklara manalı manalı bakan denetçiden bahsetmiyorum günlük... 😛
Sanatçı yaptığı işle bir duygu, bir düşünce, bir farkındalık sağlamaya çalışır...
İç denetçi de biraz bunu yapmaz mı zaten?
Raporu okuyan yöneticinin daha önce görmediği bir şeyi görmesini...
Normal kabul ettiği bir uygulamaya başka türlü bakmasını...
Bir riskin farkına varmasını...
“Biz bunu niye böyle yapıyoruz?” diye sormasını...
Ve mümkünse bir şeyleri değiştirmesini ister...
O zaman denetim raporu da yalnızca mevzuata uygunlukların ve aykırılıkların sıralandığı teknik bir metin değildir...
Bir anlamda denetçinin eseridir...
Bulgular onun kompozisyonu...
Kanıtlar malzemesi...
Mesleki muhakeme fırçası...
Üslubu da imzasıdır...
Ve iyi bir sanat eserinde olduğu gibi iyi bir denetimde de izleyiciye her şeyi bağıra bağıra anlatmak gerekmez belki...
Bazen doğru yere konulmuş küçücük bir tespit, sayfalarca yazılmış mevzuat açıklamasından daha fazla şey söyler...
Hani geçenlerde kriter meselesinde konuşmuştuk ya günlük...
Kriterle dövmemek...
Göze sokmamak...
Ama göstermek...
Sanat biraz da ölçü işi değil midir zaten?..
İşte tam burada denetimin sanatsal tarafıyla mesleki muhakeme birbirine değiyor sanırım...
Çünkü standart öğretilebilir...
Mevzuat öğrenilebilir...
Kontrol listesi hazırlanabilir...
Program yazılabilir...
Hatta bugün yapay zekâya verseniz çatır çatır bulgu bile yazdırabilirsiniz...
Ama hangi bulgunun gerçekten önemli olduğunu, hangisinin kurumun hayatına dokunacağını, hangisinin peşinden gitmeye değeceğini ve bunu karşınızdaki insanın savunma mekanizmalarını harekete geçirmeden nasıl anlatacağınızı bilmek...
İşte orada iş biraz değişiyor günlük...
Orada zanaat başlıyor...
Ve belki zanaatın ustalıkla birleştiği yerde de sanat...
Çünkü bizim işimiz yalnızca bulmak değil...
Göstermek...
Anlatmak...
İkna etmek...
Ve nihayetinde bir şeyin daha iyi yapılmasına katkıda bulunmak...
Yok eğer bunlar ağır geliyorsa...
O zaman hep bir ağızdan;
“Zoruna mı gitti gardaşşş...”
diye höykürerek eski tabyalarımıza çekilip, yüzyıl savaşlarına devam edebiliriz... 😛
Denetçi bir tarafta...
Denetlenen öbür tarafta...
Savunmalar hazırlanır...
Cevaplar yazılır...
Karşı cevaplar verilir...
Mevziler tahkim edilir...
Ve herkes haklılığını ispatlamaya çalışırken kurum da uzaktan bütün bu sanat faaliyetini izler... 😄
Nereye kadar mı?..
Onu da bilmiyorum günlük...
Ama şunu biliyorum:
Her denetçi aynı notalara bakabilir...
Mesele biraz da nasıl çaldığında...
Neyse...
Sanatçı ruhum kabardı yine... 😛

Yorumlar
Yorum Gönder