Gece Vardiyası: Hayat nedir
Hayat ne garip bir şey değil mi günlük...
Var olmak...
Hissetmek...
Sadece senin değil, başkalarının da var olması...
Ne güzel bir hediye.
Sırlar içinde bir sır.
Aksi düşünülemez.
Yani insan, hiç olmadığını düşleyemez.
Saçma olur epeyce.
Peki...
Gerçekten değeri biliniyor mu?
İşte o biraz muamma.
Ne kadar çok hüzün var.
Ne kadar çok keder...
Örter mi bunlar hayat algısını günlük?
Tutsak bırakır mı hayatı?
Yoksa tam tersine...
Hayatın anlamı biraz da bunlarla birlikte mi ortaya çıkıyor?
Ölüm mü yoksa bütün bunları anlamlı kılan?
Bazılarının anlamsız olduğunu düşündüğü ölüm...
Gene dönecek olursak hayata...
Ne ilginç bir sahne aslında.
Dev bir kadro...
Çıkıp rol alıyorsun.
Ve sonunda...
Seyirciyi selamlayıp sahneden iniyorsun.
Tadı damağında mı kalıyor insanın acaba günlük?
Yoksa daha yaşarken mi özlemeye başlıyor hayatı?
"Şiir gibi yaşamak ister misin?" diye sormayacağım sana günlük.
Bazen oluyor biliyor musun?
Bugün...
Dünü özlüyorsun.
Hatta bazen...
Bir iki saat öncesini.
Yarın hep meçhul çünkü.
Beklenti...
Geçmiş ise...
Geçmiş gitmiş olsa da senin.
Ama geçmişe fazla takılmak da mutsuz etmeye kâfi insanı.
"Mutlu insanın tarihi yoktur."
diye bir söz vardı sanırım.
Duygular mı yoksa yaşam dediğin şey günlük?
Değdiğin...
Ve sana değen insanlara verdiğin yer mi?
Benden bize geçmek mi?
Sonra yeniden...
Bizden bene dönmek mi?
Veysel'in dediği gibi...
Hep bir yolculuk mu?
Kapılardan geçmek mi?
Açılan...
Açılacağına dair inancının tam olduğu kapılardan...
Sorgusuz sualsiz girilen kapılardan...
Ürperti mi yoksa hayat?
Var olmanın haşmeti karşısında duyulan o derin ürperti...
"Ben de varım."
sevinci mi?
Sahnede sana bir rol verilmesi mi?
Seni, sen olduğun için seven birilerinin olması mı?
Ya da tam da bunun için senden nefret edenlerin...
Bir yerlerde oturmak mı?
Hiçbir şeyi ürkütmeden...
İnsanlar arasında bir insan olmak mı?
Yoksa sorumluluk mu hayat?
Herkesten...
Ve her şeyden...
Sahi günlük...
Herkesten sorumlu muyuz?
En azından hayatımıza bir şekilde giren herkesten...
Ve her şeyden...
Öylesine denk geldiğimiz her insandan...
Her olaydan...
Görmek mi?
Duymak mı?
Söz mü?
Yazı mı?
Sabah mı?
Akşam mı?
Ümit etmek mi?
Beklemek mi?
Tam bir inançla...
Geleceğine inanarak beklemek mi?
Bekletmek mi?
Aramak mı?
Nerede neyi arayacağını öğrenme süreci mi hayat?
Sahi günlük...
Biterken...
Ne aradığımızı öğrenmiş olacak mıyız?
Yoksa bütün hikâyeyi...
Ancak hayatın gerçek Sahibinden mi dinleyeceğiz?

Yorumlar
Yorum Gönder