Geçmişe Yazılmış Bir Veda Mektubu: Selim İleri'nin Sen Diye Biri Romanı Üzerine

Çok üzdün beni be Selim Abi.

Romanı bitirdiğimde ilk hissettiğim şey buydu. Çünkü Sen Diye Biri yalnızca bir roman değil; bir ömrün muhasebesi, geçmişe bırakılmış seslerin yankısı, giderek tenhalaşan bir hayatın iç konuşması gibi.

Kitap boyunca sık sık durup düşündüm. Görüp geçirdiğim, yaşadığım, sevdiğim, kaybettiğim kim varsa sanki bir yerlerden çıkıp geldi. Ne güzel şeyler geride bırakmışız. Bir daha gelmeyecek o hoş zamanlar... İnsan yaş aldıkça, yorucu ve sıkıntılı günler çoğaldıkça, bazen bir hafta öncesini bile özler oluyor. Belki de fani diye buna deniyor. Zaman, sadece sevdiklerimizi değil, kendimizden bile sakladığımız özlemleri ortaya çıkarıyor.

Selim İleri'nin son romanı olarak duyurulan Sen Diye Biri, ilk bakışta Cüneyt Arkın'la yarım asrı aşan bir dostluğun hikâyesi gibi görünse de aslında çok daha büyük bir meseleyle ilgileniyor: Hatırlamak.

Roman boyunca yazarın zihni sürekli geçmişle bugün arasında gidip geliyor. Bir an 1971 yılındaki Günahsızlar filminin setindeyiz; bir an çocukluk evlerinin önünde, bir an eski İstanbul sokaklarında, bir an çoktan kaybettiğimiz insanların gölgesinde. Geçmiş yalnızca hatırlanmıyor; yeniden yaşanıyor.

Belki de bu yüzden kitapta en sık karşılaştığımız duygu ayrılık değil, zamandır.

Çünkü ayrılık zamanın sonucudur.

Ölüm zamanın sonucudur.

Yalnızlık zamanın sonucudur.

Hatıralar ise zamana karşı verilen son direniştir.

Romanın birçok yerinde Selim İleri'nin aynı düşüncenin etrafında dolaştığını hissettim:

"Geçen zaman var, dönen zaman yok."

Belki kitabın bütün özeti bu cümledir.

Ama insan da tam burada teslim olmuyor. Zaman geri gelmiyor; fakat hatıralar geri geliyor. Hatta bazen o kadar güçlü geliyorlar ki, bugünü silip süpürüyorlar. İleri'nin dünyasında geçmiş hiçbir zaman gerçekten geçmiş olmuyor. O yüzden kitap boyunca sık sık aynı kapıya çıkıyoruz:

Anılar.

Cam kırığı anılar.

Yağmurlu günler.

Eski dostlar.

Sarı yapraklar.

Çocukluk.

Eski İstanbul.

Ve artık aramızda olmayan insanlar...

Romanın en etkileyici yanlarından biri de ölümün kitapta doğrudan bir son olarak değil, sürekli hissedilen bir gölge olarak bulunması. Selim İleri ölümden söz ediyor; ama daha çok ölümden sonra geride kalan boşluktan, sessizlikten ve yokluğun ağırlığından söz ediyor.

Özellikle Cüneyt Arkın'ın ardından yazılan bölümlerde bu duygu daha belirginleşiyor. Burada anlatılan yalnızca bir dost kaybı değil; aynı zamanda bir dönemin, bir gençliğin, bir hayat hissinin kaybı.

Bu yüzden kitapta sık sık yalnızlık karşımıza çıkıyor.

Ama bu sıradan bir yalnızlık değil. Kalabalıklar içindeki yalnızlık da değil.

Bu, insanın yaş aldıkça çevresinin değil, hafızasının kalabalıklaştığını fark ettiği yalnızlık.

Bir noktadan sonra insan yeni insanlardan çok eski insanlarla yaşamaya başlıyor.

Selim İleri'nin romanındaki yalnızlık biraz böyle bir şey.

Kitabın bir başka güçlü damarı ise yazmak meselesi. Roman boyunca yazarın yazmaya karşı hem bir bağlılık hem de bir mahkûmiyet duygusu taşıdığını hissettim. Yazmak onun için ne bir meslek  ne de bir alışkanlık. Adeta bir kader. Hatırlamanın yolu. Direnmenin yolu. Kaybettiklerini yeniden çağırmanın yolu.

Belki de bu yüzden romanın en çarpıcı cümlelerinden biri:

"Yazmak görülmemiş rüyaları yaşamış kılmaktır."

Gerçekten de Selim İleri bu kitapta yazı aracılığıyla kaybettiklerini yeniden yaşatmaya çalışıyor.

Romanın dili ise alışıldık roman dilinden oldukça farklı. İlk olarak çok sujeli anlatım tarzı dikkati çekiyor. Olaydan çok duyguya, hikâyeden çok hatırlamaya yaslanan bir anlatım var. Tekrarlar, iç konuşmalar, yarım bırakılmış cümleler, sayıklamaya benzeyen geçişler...

Bazı okurlar için yorucu olabilir.

Ama sanırım yazar da zaten bunu istiyor. Çünkü yaşlılığın zihni doğrusal çalışmaz. Hatırlama da doğrusal değildir. Bir koku sizi kırk yıl öncesine götürür. Bir fotoğraf bir gecede bütün hayatınızı önünüze serer. Bir isim yıllardır açılmamış bir kapıyı açar. Sen Diye Biri tam da böyle ilerliyor.

Romanı bitirdiğimde aklımda kalan şey Cüneyt Arkın olmadı. İstanbul da olmadı. Sinema da ve hatta ölüm bile olmadı. Aklımda kalan şey zaman oldu. Ve insanın zaman karşısındaki çaresizliği...

Belki de Selim İleri son kez dönüp geriye baktığında bize şunu söylemek istiyordu:

Hayat geçiyor.

İnsanlar gidiyor.

Evler yıkılıyor.

Sokaklar değişiyor.

Dostlar eksiliyor.

Ama bazı hatıralar, bazı ayrılıklar ve bazı özlemler bizimle yaşamaya devam ediyor.

Bu nedenle Sen Diye Biri bir roman olmaktan çok, geçmiş zamanın içinden yazılmış uzun bir veda mektubu gibi okunabilir.

Ve galiba kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey hâlâ aynı: Çok üzdün beni be Selim Abi.

Ama iyi ki yazmışsın.

(Türkiye İş Bankası yayınları, 2025)

#Hatırlamak #GeçmişZaman #Veda #SenDiyeBiri #Selimİleri #GeceVardiyası



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Yazmasanız Olur Mu?": İç Denetçinin Kağıtla İmtihanı

Venedik… tarihin ve suyun kollarında salınan şehir..

Sürdürülebilir Tüketim: En Yeni Model Çelişkiler