Denetim günlükleri: bulguya itirazın nedenleri
Bulguya karşı direnç üzerinde durmak istiyorum sevgili günlük…
Biraz empati yapasım geldi nedense. Acaba neden bulguya direnç gösterilir?
Çoğu kez her şey ayan beyan belli olsa da hangi sebep denetleneni böyle bir davranışa yönlendirir? Gerçekten inanmamakta mıdır? Yoksa bal gibi inanmakta ve fakat yine de muhalefet mi etmektedir?
Bence yüzde 99’u ikinci gruba giriyor.
Peki ama neden? Asıl mesele tam da burada.
Sebep çok olabilir elbette, ama ben şimdilik iki tanesi üzerinde durmak istiyorum.
1- Muhalefetin nedeni: Çaresizlik
Bazen denetlenen, yazılanların doğru olduğunun farkındadır. Ama çözebilecek kudret elinde değildir. Ve çaresizlik çoğu zaman muhalefet şeklinde tezahür eder.
Çünkü biz çoğu zaman “süreç” denetleriz. Oysa süreç o birimde başlayıp bitmez. Birçok birimi yataylamasına keser.
Süreç bilinci oturmadığında — ki bu iç kontrol zafiyetinin bir numaralı göstergesidir — herkes olayın kendi dışındaki birimlerden kaynaklandığını düşünür. Çoğu zaman da haklıdır.
Böyle olunca ne olur? Sorun çözülmez, çünkü çözüm tek bir birimin elinde değildir.
Bu durum kaynak bağımlılığı teorisi bağlamında da okunabilir. Denetlenen, problemi çözebilecek kaynaklara sahip değildir. Eleman yoktur. Para yoktur. Ekipman yoktur.
Ve iş dünyamızdaki en zayıf halka nedir? Ekip çalışması.
Hiçbir amir, kendi tasarrufu altında olmayan bir kaynağa dayanarak işe girişmek istemez. Üstelik çözüm çoğu zaman daha üst birimlerin müdahalesini gerektirir.
Ama yukarıya sorun iletmek pek sevimli karşılanmaz. Bu yüzden ne yapılır?
Mesele palyatif önlemlerle geçiştirilir. Sorun çözülmüş gibi yapılır. Hatta bazen gerçekten çözülmüş hissedilir.
Ama değildir.
2- Muhalefetin nedeni: İş yükünden kaçınma
Bazen de bulgunun kabulü, beraberinde yeni bir iş yükü demektir.
Bu durum Lafargue’nin (Marx’ın damadı ve Tembellik Hakkı kitabının yazarı) “çalışma, her türlü düşünsel yozlaşmanın, her türlü örgensel bozukluğun nedenidir” iddiası bağlamında değil elbette 😄
Ama daha gündelik bir refleksle:
“Dertsiz başıma dert mi alacağım?” “Eski köye yeni adet getirmeyelim…”
Bu tutum, sandığımızdan çok daha güçlü ve örgütlü bir örüntüdür.
Kapalı yönetsel sistemler böyle çalışır. Her şey şeffaf olduğunda insanlar sorun karşısında kime gideceklerini bilir. Bu da tek taraflı lütuf anlayışını yönetişime evirebilir.
Ama yönetişim beraberinde talepleri getirir. Talepler iş yükünü artırır. İş yükü baskıyı yoğunlaştırır.
Dolayısıyla bazen muhalefet, sistemin kendi kendini koruma refleksidir.
Peki biz denetçiler için ne anlamı var bunun?
Bu iki neden üzerinden meseleye bakmak, davranışsal denetim perspektifi kazandırır.
Ve daha önemlisi: Empati kanallarını açar.
Çünkü her itiraz kötü niyet değildir. Her muhalefet inkar değildir. Bazen itiraz, çaresizliğin dili olur. Bazen iş yükü korkusunun. Bazen sistemin refleksinin.
Bunu görmek, denetim kalitesini düşürmez. Aksine artırır.
Belki de en sağlıklı soru şudur sevgili günlük: Bulguya itiraz eden gerçekten haksız mı, yoksa sistemin içinde sıkışmış bir aktör mü?
#İçDenetim #DavranışsalDenetim #KurumsalDirenç #KaynakBağımlılığı #AuditHumor

Yorumlar
Yorum Gönder