Gece Vardiyası: Yaşamak Güzel Şey Doğrusu
“Yaşamak güzel şey doğrusu”...
Melih Cevdet Anday'dan “budur” denilecek bir şiir bence günlük...
Sade...
İçten...
Ama bir o kadar da gizemli...
Mensubu olduğu Garip Akımını bağırıyor adeta... Üstelik bunu bağırmadan yapıyor... Büyük laflar etmeden, hayatın sırrını çözmeye kalkmadan, insanın önüne birkaç basit şey koyuyor...
Hava güzel...
Gücün kuvvetin yerinde...
Elin ekmek tutuyor...
Gönlün temiz...
Alnın ak...
Dostuna güveniyorsun...
İyi günler bekliyorsun...
Hepsi bu...
Yaşamak güzel şey doğrusu...
Benim içinse bu şiir biraz da ikindiyi anlatıyor günlük...
En güzel zamanı yani...
İstanbul'un herhangi bir yerindeki bir ikindiyi...
Niye ikindi bilmiyorum...
Sabahın telaşı yoktur onda... Öğlenin hengâmesi hafiflemiştir... Akşamın hüznü ise daha tam çökmemiştir...
Gün bitmemiştir ama senden isteyeceklerinin çoğunu istemiştir artık...
Sağlığın yerinde...
Büyük bir sorunun yok...
Dostlarınla bir iş gününü bitirmişsin...
Ve daha güzeli, akşama yapman gereken bir işin de yok...
Yani o çok kıymetli hakka sahipsin:
“Takılma hakkı...” 😛
Üstelik önü açık...
Bir yere yetişmeyeceksin...
Saatle aranda geçici bir ateşkes imzalanmış...
Telefonun çalsa açarsın, çalmazsa da aramazsın...
Hava güzel...
Akşam yavaş yavaş iniyor...
Dükkânların ışıkları birer ikişer yanıyor...
Belki vapurlar gidip geliyor...
Belki bir ara sokaktan yemek kokusu geliyor...
Belki önünden elinde poşetiyle eve yetişmeye çalışan biri geçiyor...
Sen ise hiçbirinin başrolünde değilsin...
Sıradan birisin...
“İnsanlar arasında bir insan...”
Ne kadar güzel bir şey aslında günlük...
Her zaman önemli olmak zorunda değilsin...
Her zaman bir yere yetişmek, bir işi çözmek, birilerine cevap vermek, bir şeyleri yönetmek zorunda değilsin...
Bazen yalnızca yürürsün...
Yanında arkadaşların...
Muhabbet de öyle çok önemli değildir aslında...
Bir şeyden ötekine atlarsınız...
Biraz iş...
Biraz memleket...
Biraz eski günler...
Biraz futbol...
Biraz kim bilir ne...
Sonra susarsınız...
Ama o sessizlik de konuşmanın bir parçasıdır...
Ayakların yürürken insanın içi de hafiften yürür sanki...
Ve hiçbir büyük sebebi olmadığı hâlde var olmanın mutluluğunu hissedersin içinde...
Belki mutluluğun en güzel hâli de budur günlük...
Sebebini aramadığın mutluluk...
Çünkü sebebini aramaya başladığında bozuluyor biraz...
“Niye mutluyum?” diye düşünmek, mutluluğun üzerine müfettiş göndermek gibi bir şey... 😛
Bırak...
Dosyasını açma...
İfadesini alma...
Kendi hâlinde takılsın...
İşte o ikindi geçit töreninde “küçük” mutluluklar sana yetiyor...
İçtiğin çay...
Arkadaşının anlattığı sıradan bir hikâye...
Bir sokağın akşam ışığı...
Eve gitmek zorunda olmamak ama istediğinde gidebileceğini bilmek...
Cebinde eve dönecek paran...
Dönecek bir evin...
Arayabileceğin birkaç insan...
Ve yarına ilişkin küçücük de olsa bir beklentin...
Aslında Anday'ın saydığı şeyler de öyle olağanüstü şeyler değil...
Belki şiirin gizemi de burada...
İnsan yaşarken bunların hiçbirini servet saymıyor...
Sağlık...
Güç...
İş...
Temiz bir vicdan...
Dost...
Umut...
Güzel hava...
Hepsi varken sıradan...
Birisi eksilince dünyanın en kıymetli şeyi...
İnsan sahip olduğu bazı şeylerin değerini ancak onların yokluğunun ihtimalini fark edince anlıyor galiba...
İkindi de biraz öyle...
Günün içindeyken fark etmiyorsun...
Sonra akşam oluyor...
Işık değişiyor...
Arkadaşların birer birer ayrılıyor...
“Hadi görüşürüz”ler söyleniyor...
Ve az önce sonsuzmuş gibi duran o saatlerin aslında birkaç saatten ibaret olduğunu anlıyorsun...
İşte “garip”lik de tam orada başlıyor sanki günlük...
Bir yandan mutluluk...
Bir yandan içinde belli belirsiz bir burkuntu...
Çünkü insan güzel olan şeyin içindeyken bile onun biteceğini biliyor...
Belki ikindiyi güzel yapan da biraz bu...
Akşamın geleceğini bilmek...
Çocukluk gibi...
Gençlik gibi...
Dostlukların bazı dönemleri gibi...
Anne babayla geçirilen sıradan bir pazar günü gibi...
Yaşarken sıradan...
Geçince paha biçilemez...
O yüzden bazı eski ikindileri hatırlıyorum günlük...
Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum...
Nereye gittiğimizi de...
Hatta bazen yanımdakilerin hepsini bile hatırlayamıyorum...
Ama ışığını hatırlıyorum...
İstanbul'un üzerine yavaşça inen o ışığı...
Ve galiba insan geçmişi olaylarla değil, bazen ışıklarla da hatırlıyor...
Bir sokağın rengiyle...
Bir vapurun sesiyle...
Bir çayın kokusuyla...
Bir arkadaşının yürürken söylediği alelade bir cümleyle...
Hayat dediğimiz şeyin büyük kısmı zaten böyle şeylerden oluşmuyor mu günlük?..
Biz büyük hadiseleri tarih sanıyoruz...
Oysa kendi tarihimizin çoğu kimsenin kayda geçirmediği küçük anlardan ibaret...
Bir ikindi...
Bir yürüyüş...
Bir masa...
Bir kahkaha...
Bir “hadi bir çay daha içelim”...
Sonra yıllar...
İnsan dönüp baktığında anlıyor ki, hayatın büyük dediği şeyler değilmiş her zaman özlediği...
Bazen sadece bir iş gününün sonunda yapacak hiçbir işinin olmadığı bir İstanbul ikindisiymiş...
Sağlığın yerinde...
Dostların yanında...
Hava güzel...
Akşam daha gelmemiş...
Ve sen...
İnsanlar arasında bir insan...
Başka hiçbir şey olman gerekmiyor...
Ne var ki o “garip”lik bir yandan insanın içinde kalıyor işte...
Anday'ın başka dizelerindeki gibi; sabahla öğle, güneşle yağmur, dolulukla boşluk arasında kıl payı bir denge...
Belki hayat da öyle günlük...
Dolduruyoruz...
Boşaltıyoruz...
Geliyoruz...
Gidiyoruz...
İnsanlarla, gecelerle, sümbüllerle...
Ama bazı ikindiler kalıyor...
Yaşamak güzel şey doğrusu günlük...
Hele hava da güzelse...
Hele sevdiğin insanlar hâlâ yanındaysa...
Hele ikindiyse...

Bir solukta okudum harika bir yazı. Duygular ancak bu kadar güzel ifade edilebilir. Biliyorum kelimeler yetersiz kalabiliyor ama duygulara tercüman olmak ve onu okuyanların da aynı duyguları paylaşıyor olması yazıyı çok kıymetli kılıyor.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim Hasan Bey. Yazılar bazeen düşünerek değil, biraz da insanın içinden taşarak çıkıyor.. Bu da onlardan biriydi sanırım, yyazarken hissettiğim şeylerin okuyan birinde de karşılık bulması, hatta kendi ikindilerini ve kendi güzel zamanlarını hatırlatmasıysa benim için yazının en güzel tarafı. Kelimeler bazen gerçekten yetmiyor ama aynı duyguda buluşmaya yetiyorsa ne güzel.. çok teşekkür ederim, sevgiler...
Sil