Emeklilikte Kendine Takılanlar 2: Emeklilik Bir Anda mı Gelmeli?

Emeklilik konusunda kelam etmeyi sürdürelim istiyorum günlük... 
Pek uzak bir mevzu olabilir bizim için... 
Ancak bir kısım insanlar için de çok yakın.

İlk yazımda yazmıştım hatırlarsın...

Memleketimiz hobisiz insanlar ülkesi diye.

Ve hobisiz kalmak çok zor.

"Hobisiz kaldım anne..." diye bir şarkı bile yakabilirsin.

En Ahmet Kaya'sından... 😄

Gerçi şarkı değil türkü yakılır ya...

Neyse...

Evet...

Ben karar verici olsam şöyle bir emekliliğe geçiş programı uygulardım.

Yaş ilerledikçe önce çalışma saatlerini...

Sonra çalışma günlerini azaltırdım.

Öyle ki son sene artık sadece haftada bir gün işe gelirdi müstahdim.

(Müstahdim yani istihdam olunan kimse demek istiyorum a günlük. 😄)

Peki arta kalan zamanda ne mi yapardı?

Herkesin keyfine...

Bütçesine...

Karakterine göre bir uğraşı edinmesini sağlardım.

Gezi...

Sanat...

Spor...

(Tabii yaşa göre. Yoksa kalkıp bir yaştan sonra Hulk Hogan gibin olacağım diye body yapsın demiyorum. 😄)

El sanatları...

Pul koleksiyonerliği...

Bahçecilik...

Fotoğraf...

Müzik...

Ne mutlu ediyorsa...

Böylece emekliliğe kademeli bir geçiş yapılmasını temin etmiş olurdum.

Gerçi bazı kabil-i ıslah tipler de çıkacaktır. (Sahib'ül günlük yani benim gibi. 😄)

Yani emekli olsa da mutlaka çalışmak isteyenler...

Onlara da saygı duymak lazım diye düşünüyorum.

Aslında dünya gerçekten de bir zorluk mekânı be günlük...

Her şey zorluk üstüne kurulmuş sanki.

Çalışırken gençsin...

Ama vaktin yok.

Emeklilikte vaktin var...

Bu kez de takatin yok.

Neyse...

Bu mevzuya girmeye pek niyetim yok.

Benim olayım biraz sübjektif.

Objektif falan değilim.

Sayfa benim değil mi?

Ne istersem yazarım! 😄

Bence sorun gene...

Ve her zaman olduğu gibi...

Zihniyet meselesi.

Bizde kendin için yaşamak diye bir şey yok.

Hatta çoğu zaman...

"Kendin" diye bir şey de yok.

Her şeyi çevrene göre yapmak zorundasın.

Emeklilik planların bile buna dahil.

Çocuğun için...

Akraban için...

Aşiretin için...

Ve hatta (hayin Kostaka kılıcı saplayan Tarkanın dediği gibi) tüm Hun Türkleri için yaşıyorsun. 😄

Hal böyle olunca da kendin için karar vermeye sıra gelmiyor.

"Emekli olunca ikramiyeyle çocuğu eversek..."

"Kıza bir araba alsak..."

"Oğlana ev dizsek..."

"Master founder olsak..."

derken yaş geliyor...

Geçiyor.

Sonra da...

Kendi kendine kaldığında...

(Muhtemelen ancak mezarda.)

"Ula ben ne yaşadım sahi be..."

diye kendini paralamanın pek bir anlamı kalmıyor.

Belki de mesele...

Holistik bakış açısını yakalayabilmekte.

Emekliliği beklemeden...

Bugünden kendin için iyi yaşamı kurabilmekte.

"İyi" derken...

Mutlu olduğun hayatı kastediyorum.

Yoksa ne çalışırken...

Ne emekliyken...

Huzuru bulmak mümkün oluyor.

Ve huzuru olmayan...

Huzursuz insanların romanı Huzur'da geçen şu cümleyi tekrar edip duruyor insan kendi kendine:

"Her düşüşün altında bir başkası vardır. Ve herkes kendinin mezarıdır."

Belki de emeklilik...

İşten ayrılmak değil...

Kendine kavuşabilmektir.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Yazmasanız Olur Mu?": İç Denetçinin Kağıtla İmtihanı

Venedik… tarihin ve suyun kollarında salınan şehir..

Sürdürülebilir Tüketim: En Yeni Model Çelişkiler